31 Temmuz 2013 Çarşamba

Plastik Torba Yasakları Biyoplastik Pazarına Yeşil Işık Yakıyor

Aşağıda Factory Direct Promos tarafından hazırlanan plastik torbaların yasaklandığı ülkeleri ve şehirleri gösteren harita gerçekten paylaşılmaya değer. Bu tarz plastik torba yasakları sayesinde kompostlanabilir/biyobozunur alışveriş torbaların pazar payları ciddi bir şekilde artabilir.


Kumru Kimya firmasının Türkiye'de pazarladığı FKuR ürünleri Bioflex F2110, Bioflex F1130 ve Bioflex F2130 reçineleri bu tip hammaddelere verilebilecek güzel bir örnek. Bu biyoplastiklerin uygulama alanları arasında kompostlanabilir torbalar, konteyner çöp poşetleri ve alışveriş poşetleri gibi ürünler bulunuyor.

FKuR ürünlerinde NatureWorks firmasının ürettiği polilaktik asit reçinesi baz olarak kullanılıyor ve çeşitli katkı ve dolgu maddeleriyle konvansiyonel plastik işleme makinelerinde hiçbir değişim yapmaksızın kullanılabiliyor.

İtalya Auchan Süpermarketi torba

New York BioBag




















Haritada da görebileceğiniz İtalya ve New York bölgelerinde bu tür torbalar aşağıdaki resimlerde görebileceğiniz gibi süpermarketlerde ya da şehrin en popüler lokantalarında kullanılabilmekte.

FKuR ürünleri dışında Metabolix firması Mvera adlı ürünüyle, BASF firması Ecovio ürünüyle pazarda yer bulmaya çalışıyor. 

Kompostlanabilir reçineler taşıma torbalarında ve çöp torbalarında polietilen hammaddelerinin yerinde kullanılabiliyor.

Özellikle bu konuda etrafımızdaki İtalya, Makedonya ve İsrail gibi ülkeler plastik yasaklarının yürürlüğe girmesiyle ülkemizde plastik torba üreticilerinin ihracat potansiyeli açısından ilgisini çekebilirler. Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde uzun vadede ülkemizde de bu tip bir yasağın olabileceğini tahmin etmek zor değil.

30 Temmuz 2013 Salı

Karides Kabuklarının Nano-liflerinden Yapılan Gıda Ambalajları

Norveçli gıda araştırma enstitüsü Nofima, AB tarafından finansmanı yapılan projede, karides kabuğundan elde edilen hammadde bazlı aktif ambalaj kullanılarak gıda ürünlerinin korunmasını ve geliştirilmesini ve kullanım sonrası da biyobozunmasını sağlayan ambalaj üretmeyi planlıyor. 

n-CHITOPACK adı verilen projede, araştırmacılar karides kabuklarından elde edilen kitin ve kitosan malzemesinden yapılan biyobozunur ambalaja bakıyorlar. Bu sayede besin ürünlerini geliştirip, korumayı hedefliyorlar. Ürün çeşitleri arasında diğer plastikler kadar güçlü olan sert biyoplastikten gıda ürünleriyle direk temasta olan ince filmlere kadar oluşturulabiliyor.

Kitin ve kitosan malzemeleri, biyouyumlu, doğal olarak biyobozunur polimerler. Ek olarak toksik değiller ve antimikrobiyal etkiye ve UV yüzeyde tutma özelliğine sahip. Aynı zamanda ambalajın entegre edilmiş bir parçası olarak kullanılan kitasanın gıda ürünleri üzerinde antibakteriyel bir etkisi olabileceği de düşünülüyor.

Chitopack projesinin amacı kitin nono-liflerinin pozitif etkilerinin yeni gıda ambalaj geliştirmesinde kullanılması şeklinde. Üretilen ambalajların küçük ve orta ölçekli girişimler için biyouyumlu, %100 doğal olarak biyobozunur ve AB gereksinimlerini karşılar seviyede olması bekleniyor. Bu proje pazardaki yükselen rekabete katkıda bulunurken, çevresel sorunlara da çözüm sağlayacağı iddia ediliyor.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

API ve SACMI ortaklığı yüzde 100 biyobozunur kapak üretti

Sürdürülebilirlik ve Yenilik konularında, yeni malzemelerin geliştirilmesi ve işleme teknolojilerinin optimizasyonu aynı ölçüde önem taşıyan hedeflerdir.

Aynı zamanda biyopolimer endüstrisi liderlerinden ve yumuşak termoplastik malzemeler alanında uzun yılların tecrübesine sahip olan API Spa firması, ambalaj makineleri konusunda dünyanın önde gelen uluslararası gruplarından biri olan SACMI ile birlikte %100 biyobozunur mineral su şişesi kapağı yaptılar.

PACKOLOGY 2013 fuarında Çevre için SACMI bölümünde sergilenen ürün aynı zamanda Drinktec ve K furarlarında da SACMI standında sergilenecek. %100 biyobozunur ve kompostlanabilir kapak şimdiden çok yüksek miktarda ilgi ve merak uyandırdı.

Kapak APINAT BIO türü bir bileşikten üretildi. Bu bileşikler kimyasal yapıları ve değişkenlikleri sayesinde, hali hazırda bulunan işleme teknolojisi kullanılarak ürüne dönüştürülmekte ve çok geniş bir uygulama alanına sahip. Bu sayede ayakkabı, tarım ve tabi ki ambalaj gibi endüstrilerde kullanılabiliyor. 

Erimiş malzemenin eşsiz yapısı ve davranışı sayesinde, APINAT BIO kapak yapımında kullanılan baskı teknolojisinin avantajından yararlanabiliyor. Bu konuda da SACMI'nin katkısı devreye giriyor ve teknolojinin estekliği sayesinde APINAT bileşiğinin hem üretim verimi korunmuş oluyor hem de biyobozunurluk ve kompostlanabilirlik performanslarından ödün verilmemiş oluyor.

API Spa ve SACMI firmalarının bu ortaklığından doğan bu gelişme yerkürenin çevre problemlerini çözmek için gerekli olan yüksek teknolojilerin gereksinimini de bir kere daha kanıtlıyor.


İçecek Üreticileri Biyoplastiğe Geçiş Yapıyor







Ekonomik ve çevresel sebeplerle, dünyanın her tarafındaki içecek üreticileri biyoplastiğe geçiş yapıyor. Fakat hala bazı zorluklar mevcut.

Bitkisel yağlar, ve mısır nişastası gibi yenilenebilir biyokütle kaynaklarından yapılan biyoplastikler uzun zamandır geleceğin plastiği olarak görülüyor.

Dünyanın en büyük içecek üreticisi Coca Cola da bir gün bütün ürünlerini mısır ve şeker kamışı gibi bitkilerden üretilen şişelerde sunmayı umuyor. İçecek devi hali hazırda kısmı olarak yenilenebilir kaynaklardan üretilen şişeler kullanıyor. Zaten firmanın verilerine göre 2009 yılından beri 15 milyar bu türde şişe küresel üretim tesislerinden çıkış yapmış durumda.

İster Coca Cola olsun ister Pepsi ya da Nestle olsun neredeyse bütün büyük şişe üreticileri biyoplastik konusuna ilgi gösteriyorlar. Ekonomik sebepler muhtemelen firmaların bu rekabetçi ortamdaki en büyük motivasyon sebepleri.

Günümüzde üretilen plastik şişelerin çoğunluğu petrol gibi fosil yakıt kaynaklarından üretiliyor. Fakat uzmanların da anlaştığı bir konu var ki, önümüzdeki yıllarda küresel rezervler de azaldıkça petrol fiyatlarının azalması beklenti dahilinde değil. Bu sebeple birçok içecek firması da yenilenebilir kaynaklardan üretilen biyoplastikleri hem maliyet hem de tedarik yönünden daha sürdürülebilir bir alternatif olduğunu düşünüyorlar.

Yön Değişimi

Bunun tabi bir de çevresel boyutu bulunuyor. Diğer bir yandan üreticiler çevreye duyarlı olan tüketicilerini karbon ayakizini düşürme konusunda ciddi adımlar attıklarını göstermek istiyorlar. Bu hem imajları hem de satışları için önemli bir faktör.

Diğer taraftan, çok da fazla seçenekleri bulunmuyor. Dünyadaki hükümetler, özellikle de endüstriyelleşmiş ülkeler, karbondioksit emisyonların azaltılması yönünde üreticilere bazı kurallar ve düzenlemeler getiriyorlar.

Avrupa Biyoplastik Endüstrisi kurumundan Kristy Barbara Lange de biyoplastik pazarında açık bir şekilde momentum olduğunu belirtiyor. Fakat biyoplastiklerin ne oldukları konusunda da oldukça fazla karmaşa bulunuyor. Standartlar ve işaretleri harmoni içinde uygun hale getirmeli ve tüketicilerin de daha iyi algılara sahip olmasını sağlamalıyız diyor.

Günümüzde şişelemede en yaygın kullanılan malzeme PET olarak bilinen polietilen terefitalat malzemesi. Endüstrü uzmanlarına göre, plastik malzemesi karbonasyon içeren ve sağlamlık gerektiren meşrubatlar için ideal. Bu malzeme aynı zamanda birçok içeceğin satılmasında önemli olan renksiz bir halde. Fakat normal koşullarda yüksek petrol içeriğine sahip.

Yeşil Polietilen

Bu durumu değiştirmeye yönelik çeşitli çabalar bulunuyor. Örneğin Coca Cola firması biyobazlı monoetilen glikol (MEG) içeren PET reçinesi geliştirdi. Günümüz itibariyle, şişe %30 MEG %70 PTA (saf terefitalik asit) içeriğine sahip. Firma bitkiden elde edilecek PTA üzerinde de çalışsa da bunun yıllar sürecek bir bilimsel çalışma gerektireceği düşünülüyor.

Brezilya firması Braskem ise yeşil polietilen adı verilen alternatif bir biyoplastik ürün geliştirdi. Ürün şeker kamışından elde edilen etanolden üretiliyor ve her ne kadar bütün özelliklerine sahip olmasa da petrol bazlı polietilen ile neredeyse aynı performans özelliklerine sahip.

Avrupa ihracat sorumlusu Marco Jansen ürünün hem 10 kereye kadar geri dönüştürülebilir özellikte hem de hafif şişelerin üretiminde de kullanılabileceğini belirtiyor. Fakat PET ile karşılaştırıldığı zaman tamamen transparan bir özellikte değil.

Biyobozunurluk konusu

Biyo bazlı PET ve Yeşil PE ürünleri genel olarak biyobozunur değiller. Bu ürünün destekçileri de bu durumun bir avantaj olduğunu belirtiyorlar.

Biyobozunur olmayan biyoplastiklerin tedarikçileri ve kullanıcıları Jansen'e göre geri dönüştürülebilirlik üzerine odaklanmış durumda. Malzemenin tekrar kullanılmasında çok daha fazla değer var. Karbon ayakizi yönünden daha sürdürülebilir ve daha ekonomik.

Hannover Üniversitesi Uygulamalalı Bilimler Bölümü Biyoplastik ve Biyokompozit Malzemeler Enstitüsü Profesörü Hans Josef Endres de aynı görüşte. İki ayrı biyoplastik grubu bulunuyor. Bir kısmı geri dönüştürülebilirliği tercih ediyor, bir kısmı da biyobozunur malzemeleri tercih ediyor. Bu da biraz ikilem yaratıyor.

Avusturya firması Naku biyobozunur şişeler için de bir pazar öngörüyor. Firma fermente edilmiş mısır ve patates gibi karbonhidrat bakımından zengin olan bitkilerin nişastasından elde edilen polilaktik asit bazlı bir şişe geliştirmiş. Naku'nun su şişelerinin bozunması 35-90 gün kadar sürüyor. Bu süre 350 sene gerektiren geleneksel şişeyle karşılaştırılamaz düzeyde.

Fakat bu tip yeni ürünler için bazı zorluklar bulunuyor. Şişe petrol bazlı plastik şişeye göre yaklaşık 20 sent daha pahalı. Sağlamlık açısından ise 1 seneye karşılık 6-8 aylık bir dezavantaj mevcut.

Sonuç olarak biyobozunur olsa da olmasa da, biyoplastikler çevre için faydalı olarak değerlendiriliyor. Her ne kadar bazı besin stoklarının tüketilmesi konusunda endişeler olsa da bu konuda da bazı veriler sadece çok düşük bir kısmının kullanıldığını gösteriyor.

Gelecekte bu konuda da alternatiflerin çıkarak, besin stokları yerini ikinci nesil yenilenebilir kaynakların kullanılmaya başlaması söz konusu.


28 Temmuz 2013 Pazar

Amerika Tarım Bakanlığı Yeni Biyobazlı Ürün Kategorileri Oluşturdu

Duyuru Başkanlık Yönetmeliği dahilinde Biyobazlı Ürün Tedariği ile İş oluşturma hedefiyle örtüşüyor.

Tarım Bakanı Tom Vilsack 11 Temmuz 2013 itibariyle Amerika Tarım Bakanlığının sekiz yeni biyobazlı ürün kategorisi belirlediğini açıkladı. Duyuruyla birlikte geçen senenin başkanlık hedefleri arasında olan biyobazlı ürün temini ile kırsal alanlarda iş yaratma ve tavsiye dahilinde satın alınabilecek ürün sayısını ve biyobazlı ürün kategorilerini arttırma ile de parallellik gösteriyor. An itibariyle 97 belirlenmiş kategori bulunuyor ve bu kategoriler içinde yaklaşık 10bin farklı ürün bulunuyor.

Her gun unusual çapta firmalar ulusta büyüyen ekinlerle inanılmaz yeni ürünler geliştiriyorlar ve tarım pazarını büyüterek kırsal alanlarda bu sayede yeni iş imkanları yaratıyorlar. Bu yeni kategorilerin belirlenmesi de Obama yönetiminin biyobazlı ekonomiyi güçlendirmeye verdiği önemi ve Federal hükümetin her gerektiğinde ulusal biyobazlı ürünleri kullandığından emin olmasını sağlıyor.

Amerika Tarım Bakanlığı (USDA) tarafından belirlenen yeni kategoriler arasında; uçak ve bot temizliyicileri, otomotiv bakım ürünleri, motor yağ karteri yağı, petrol katkıları, metal temizliyicileri ve korozyon temizliyiciler, mikrobiyal temizleme ürünleri, boya temizliyicileri ve su türbünü yağları bulunuyor. Tam liste 11 Haziran 2013 de Federal Kayıtlarda yayınlandı.

BioPreferred Programı da firmaların USDA Biyobazlı Ürün İşareti sertifikası için başvurabilmeleri amacıyla tekrar internet portalını firmalar için açtı. Şimdiye kadar 900 tekil ürün USDA Biyobazlı ürün işareti sertifikasını alabildi.

Bu yılın sonlarına doğru BioPreferred programı ara ürünlerin de işaretlenebilmesi için gerekli olan kuralları tam olarak belirlemeyi hedefliyor. Böylece bu ara ürünlerden üretilen ürünler de Federal temin işleminin bir parçası olabilecekler. Bu düzenlemeden sonra daha kompleks yapıda, birden fazla biyobazlı içeriğe sahip ürünlerin işaretlenmesiyle ilgili düzenlemelerin yapılması bekleniyor.

Biopreffered Programı 2002 ve 2008'deki Çiftlik Yasa Önergelerinde de yetki sahibi olmuştu. Bakan Vilsack, uzun vadeli Gıda, Çiftlik ve İş Yasa Önergelerinin USDA'nın BioPreferred programına yatırım yapmasında kritik olacağını belirtiyor. Bu yasa önergeleriyle birlikte kırsal Amerika'da biyobazlı ürünlerin yaratılması konusunda fırsatlar da büyüyebilecek, bu sayede üretim ve iş yaratma gibi konularda da fayda sağlanabilecek. Bu sebeple bu yasa düzenlemelerinin de en kısa süre içinde yürürlüğe girmesi gerekiyor.

Başkan Obama'nın kırsal Amerika için planları sayesinde bölgeye tarihi yatırımlar yapıldı ve bu da güçlü kırsal toplulukların oluşmasını sağladı. Başkanın liderliğinde, yapılaşma, toplum binaları, iş yerleri ve altyapıya yapılan yatırımlarla kırsal Amerika'nın güçlenmesi sağlandı ve bu da Amerika'nın ekonomisinin, küçük kasabalarının ve kırsal topluluklarının kuvvetini arttırdı. USDA yatırımları da kırsal yaşam tarzını Amerikan değerlerinin belkemiği olarak görülmesini destekledi. Başkan Obama ve Tarım Bakanı Vilsack bu bağlamda Federal kaynakların akıllıca kullanılmasına ve bu sayede sürdürülebilir ekonomik ferahı ve hükümetin kırsal topluluklardaki iş yerleri, girişimciler ve işçi sınıfı aileler için güçlü bir ortak olmasını destekliyor.

Kaynak: http://www.usda.gov/wps/portal/usda/usdahome?contentid=2013/07/0143.xml


27 Temmuz 2013 Cumartesi

NatureWorks Şirketi Asya Pazarı için Distribütörler Belirliyor

NatureWorks adlı dünyanın en büyük PLA üreticisi, son üç ay içerisinde yaptığı duyurularla, dağıtımcı ağını genişletmekle oldukça meşgul.

Mayıs ayında, PTT Polymer Marketing (PTTPM) şirketini Natureworks Ingeo PLA reçinelerinin Tayland ve Vietnam ülkeleri için dağıtıcısı olarak açıkladı. PTTPM ambalaj ve gıda servisi endüstrilerine yoğunlaşmakla beraber, Natureworks firmasına ülkedeki termoform, film ekztrüzyonu ve enjeksiyon kalıplaması yapan müşteri kitlesini sunacak.

Aynı ay içerisinde Cromex S.A. şirketi Natureworks Ingeo ürünlerinin Brezilya dağıtıcısı olarak duyuruldu. Cromex plastik pazarı için geliştirilen Ingeo reçinelerinin dağıtımından sorumlu olacak. Firmanın yaptığı açıklamada, firma çalışanlarının, üreticilerin, yenilenebilir olmayan petrol kaynaklı plastikten Ingeo'ya geçiş sürecinde teknik destek sağlayacağını belirtti.

Bu ay içerisinde ise, NatureWorks, D&L Industries grubu şirketlerinden First in Colours (FIC) ve D&L Polymers and Colours (DLPC) şirketlerini Filipin pazarı için sırasıyla dağıtıcı ve bileşik üretici ortakları olarak açıkladı. FIC müşteri profilini Ingeo'nun hizmetine sunacakken, DLPC ürünler üzerinde değişiklikler ve bileşik üretim işlerinden sorumlu olacak.


NatureWorks yakın zamanda ikinci PLA üretim tesisini de açıklaması bekleniyor. Bu tesisin Güneydoğu Asya bölgesinde bir yerde kurulması bekleniyor. Firmanın an itibariyle Blair, Nebraska ABD'deki tesisinde 150kt/yıllık bir üretim kapasitesi bulunuyor.

26 Temmuz 2013 Cuma

BioAmber şirketi 25 milyon dolarlık kredi anlaşması yaptı

Hercules Capital ile yapılan üç yıllık kredi anlaşmasında BioAmber 25 milyon dolarlık bir anlaşma yaptı. 25 milyonluk kaynak, şirketin Mayıs 2013'te halka açılmasıyla birlikte net getirisi olan 71.9 milyon dolarlık kaynağa ek olacak. Bu finansman kaynağıyla birlikte şirketin Kanada'nın Sarnia kentinde planladığı 30,000 ton kapasiteli biyobazlı suksinik asit tesisi için ihtiyacı olan sermaye karşılanmış olacak.


Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi BioAmber firması NatureWorks firması ile ortak yürüttüğü çalışmalarda PLA/PBS bileşikleri üretimi ile daha önce hitap edilemeyen pazarlara biyobazlı ürünler sağlamayı amaçlıyordu. Süksinik asit yapıtaşlara PLA'ya eklenmesi ile birlikte yapıya esneklik katacağı düşünülüyor. Süksinik asit polibütilen süksinik asit (PBS) polimerinin yapı taşlarından biri olarak göze çarpıyor. Malzemenin biyolojik kaynaklarla elde edilebilmesi, elde edilecek PLA bazlı bileşiklerde biyobazlı karbon oranının yüksek olarak korunmasına olanak sağlıyor.


25 Temmuz 2013 Perşembe

Amerika Tarım Bakanlığı BioPreferred Programı Tekrar Başlatıyor


Washington'da Amerika Tarım Bakanı Tom Vilsack 'BioPreferred Bioproduct Certification and Labeling' adı verilen biyolojik olarak tercih edilen biyoürünlerin sertifikalandırılması ve işaretlenmesine dair programı tekrar açtı. Artık başvuru işlemlerine devam edilebilecek. Biyobazlı Pazarlar programı (The Biobased Markets Program) tüketici eğitimini ve seçimini 900 biyobazlı programı işaretleyerek geliştirdi. Bu süreç Şubat 2011 ile Ocak 2013 arasında gerçekleşmişti. BIO'nun Endüstriyel ve Çevresel Bölümünün başkan yardımcısı Brent Erickson konuyla ilgili olarak: 'Tarım Bakanlığı tarafından sertifikalandırılan Biyobazlı Ürün işareti Amerikalı tüketiciler için güçlü bir sembol ve bu sayede yenilenebilir kaynaklardan daha temiz ve sağlıklı bir çevre için üretilmiş ürünler tanımlanabiliyor' dedi. Biyobazlı ürünler ithal edilen petrole bağımlılığı düşürürken, üretimde de enerji korumayı sağlıyor. 'BioPreferred programı firmaları yatırım yapma konusunda ve pazara yenilikçi tekolojiyi getirme konusunda teşvik ederken, Amerika'da yeni iş ve ekonomik imkanlar sağlıyor. Erickson bu sebeple Bakan Vilsack'a programı tekrar açtığı ve Kongreyi ve yönetimi programın başarısı için güçlü bir yatırım konusunda ikna ettiği için teşekkür ediyor.

Resimde kurum tarafından işaretlenmiş ürünlere dair örnek bir işareti görebilirsiniz.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Braskem Yeşil Polietilen Üretim Döngüsü

Braskem'in Yeşil Plastikleri şeker kamışı etanolünden elde ediliyor ve bu sayede daha verimli üretim sağlanıyor. Ek olarak, etanol endüstrisinin profesyonelleşmesi ve Braskem'in verimli işletimi sayesinde  Yeşil Polietilen hayat döngüsüne tartışılmaz çevresel avantajlar sağlanıyor. Her 1 ton Yeşil Polietilen, atmosferden 2.5 ton Karbondioksit yakalayıp hapsediyor ve bu sayede sera gazı salınımları azaltıllıyor ve küresel ısınma önlenebiliyor.

Petrokimya polietileni ile karşılaştırıldığında ise, Braskem'in Yeşil Polietileni çok daha fazla çevresel avantaj sağlıyor. Her 1 ton Petrokimya polietileni 2.1 ton karbondioksitin atmosfere salınmasına sebep oluyor. Bu da yaklaşık ton başına yaklaşık 4.6 tonluk bir fark yaratıyor.



Performans ve Rekabetçilik
Yeşil Polietilen Petrokimya Polietileniyle aynı özelliklere sahip

Ek bir avantaj olarak, yenilenebilir olmayan kaynaklardan elde edilen hammaddelerle aynı performans ve özelliklere sahip oldukları için, üreticilerin yeni ekipmana yatırım yapmalarına gerek olmadan aynı işleme ve üretim verimlerine ulaşabilmeleri mümkündür. Benzer şekilde ürün tasarımlarını değiştirmeleri de gerekmez ve bu sayede sürdürülebilir malzemelerin pazarda yer alabilmesi için gereken zaman da kısaltılmaktadır.

Yeşil Polietilen düşük yoğunluklu bir polimerdir. Bu da ürünlerin son ağırlıklarının düşeceği ve bu sayede taşıma masraflarının ve bundan dolayı oluşan karbondioksit salınımlarının da azaltılacağı anlamına gelmektedir.

Braskem: dünyanın lider biyopolimer üreticisi

2007 Temmuz'da üretimine başlanan Braskem'in Yeşil Polietileni, %100 yenilenebilir kaynaklardan üretilen ilk üründür. Bu özelliği uluslararası Beta Analytic laboratuvarının yaptığı ürünlerin içindeki fosil kaynaklardan elde edilen karbonların tespit edilmesini olanak sağlayan C14 Karbon İçerik testi (ASTM- D6866 Testi) ile analiz edilmiştir. 2010 yılında, proje gerçeğe dönüşmüştür ve ilk Yeşil Etilen üretim tesisinin kurulması ile birlikte Braskem dünyanın lider biyopolimer üreticisi olmuştur. Bugün bu tesis şeker kamışı etanolunden yıllık 200bin ton polietilen üretmektedir.

2011 yılında Braskem'in yeşil PE ürünü Belçika sertifikalandırma firması Vincotte tarafından en yüksek sertifikayı almıştır. Analiz YYPE ve AYPE ile üretilen ürün aileleri için yapılmıştır. Bütün malzeme türleri 4 yıldız sertifikası almıştır. 4 yıldız, Vincotte tarafından verilen en yüksek kalite derecesidir.  Nisan 2014'e kadar Braskem'in yeşil polietilen ürünü 'OK Biobased' sertifikasına sahip olacaktır.


Rio Grande do Sul, Triunfo yeşil etilen tesisine 290 milyon dolarlık yatırımla, Braskem yenilenebilir kaynaklardan elde edilen ürünlere dayanan pazarı geliştirme yönünde kararlı adımlar atmaya devam etmektedir. 

23 Temmuz 2013 Salı

Yenilenebilir Kaynaklar Nedir?

Yenilenebilir kaynak doğada insanlar tarafından kullanıldığından daha hızlı bir şekilde oluşan doğal kaynaklara denir. Birçok insan 'yenilenebilirlik' kavramının sabit bir kavram olduğunu düşünsede; örneğin ağaç, çim ve rüzgar gibi kaynaklar yenilenebilirken, petrol ve kömür değildir. Gerçekte, bir kaynağın yenilenebilir olması ne kadar sürede tekrar oluşabildiği ve insanların onu ne kadar hızlı kullandığı ile alakalıdır. Sonuç olarak, bazı kaynaklar diğerlerinden daha yenilenebilir olabilirken, bazı kaynaklar ise nasıl kullanıldıklarına göre yenilenebilir olur ya da olmayabilir.

Yenilenme Oranı

Bir kaynağın yenilenme oranı (bazen sürdürülebilme verimi de denmektedir) doğada ya da çevrede o kaynağın ne kadar sürede tekrar oluşabildiğini ifade etmektedir.

Güneş enerjisi, gelgitler, yağmur ve rüzgar gibi kaynaklar sürekli olan enerji kaynaklardır çünkü her zaman için kullanıldıklarından daha hızlı oluşacaklardır. Rüzgarın insan tarafından tamamen tüketilmesini ve tekrar dünyanın onu daha fazla üretmesini beklemek gibi bir ihtimal imkansızdır.

Canlı organizmalar genellikle yenilenebilir olarak ifade edilen kaynaklar sağlarlar çünkü kullandıklarına oranla kendilerini makul bir zaman içinde yenilemeleri gerekmektedir. Tarım besleme stokları ve deniz besleme stokları canlı organizmaların besleme stoklarının iki ana kategorisidir. Bu kategoriler içerisinde bazı organizmalar diğerlerine göre daha hızlı yenilenebilir; örneğin bir ağacı yetiştirmek, çimi büyütmeye göre çok daha fazla zaman gerektirir.

Yenilenebilir olmayan olarak ifade edilen kaynakların çoğu kömür, petrol, doğal gaz ve diğer doğa tarafından üretilmeleri çok uzun süren maddelerden üretilmektedir. Bu kaynaklar daha fazla üretilmeden önce tükenebilmektedir. Bu kategorideki petrokimyasal besleme stokları ise genelde petrol türevlidirler ve prensip olarak kimyasal, sentetik kauçuk ve çeşitli plastiklerin üretilmesinde kullanılırlar.

Kullanılma Hızı

Nehir kenarında küçük bir köyde yaşadığınızı hayal edin. Nehrin içindeki türbün dönecektir ve tüm köye yetecek kadar elektrik üretimi sağlanabilecektir. Açık bir şekilde onların hidroelektrik gücü tamamen yenilenebilir bir kaynaktır. Fakat köyün büyüklüğü arttıkça, enerji tüjetimi de artacaktır. Eğer bu artış sonunda köyün ihtiyacı bu türbün tarafından sağlananı aşarsa, bu elde edilen hidroelektrik enerji artık yenilenebilir bir kaynak olarak ifade edilemez.


Aynı durum bitkilerin kullanımı için de geçerlidir. Eğer mısır tüketim oranı üretilen orana göre makul bir miktarda kalırsa, mısır yenilenebilir bir kaynaktır. Fakat eğer mısır türetimi dramatik bir şekilde mısır üretimine yansımayacak şekilde artarsa, mısır da daha fazla yenilenebilir bir kaynak olmayabilir.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Yeşil Polietilen Biyopolimeri, Plastiği Sürdürülebilirliğe dönüştüren yenilik

 Yeşil Plastik artık bir gerçek

-Daha Düşük sera gazı salınımları
- %100 yenilenebilir hammaddelerden elde edilmiş
- Geri dönüştürülebilir

Yenilenebilir kaynaklarda elde edilen Polietilen yeniliğe yapılan yatırımların ve Braskem'in çevreye olan duyarlığının sonucu olarak ortaya çıktı. Yeşil PE tarafından katkıda bulunulan sürdürülebilir gelişme, endüstrinin üretim zinciri, müşteriler ve toplum için bir katma değer yaratırken sera gazı emisyonlarının azaltılmasına da yardım ediyor.

Braskem'in Yeşil Plastik ürünleri plastik üretim zincirinde yeni bir sayfa açıyor ve bu sayede yenilik ve sürdürülebilir çözümleri ortaya çıkarıyor.


Yeşil Polietilen yüksek performans ve işlenebilirliği bir araya getirirken, yenilenebilir hammaddelerin kullanılması da küresel ısınma gibi önemli bir soruna da çözüm olanağı sunuyor.


'I'm Green' (Ben Yeşilim) tescilli markası ile Braskem'in Yeşil Plastik malzemerinden yapılmış son ürünleri tanımak mümkün oluyor. Bu geliştirilen etiket sayesinde yenilenebilir ürünlere değer verren büyüyen toplumla kolay ve direkt olarak iletişim kurulması sağlanıyor. Ürünü kullanan müşterilerin de ürünlerine katma değer sağlaması ve daha sürdürülebilir bir geleceğe yatırım yapmalarına yardım ediyor.



Yenilenebilir Hammadde

Tüm Üretim Zinciri için Sürdürülebilir Gelişme

Yeşil Plastik Brezilya'nın gelişmiş şeker kamışı ve etanol endsütrileriyle Braskem teknolojisinin, yenilikçi fikirlerinin ve sürdürülebilirliğe olan bağlılığının kombinasyonunun bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu sayede tüm üretim zinciri bir fayda sağlamış oldu.

Brezilya: etanol üretimi için çağrı ve çevreye saygı.
Amazon Yağmur ormanlarına ve gıda üretimine sıfır etki 

Brezilya yaklaşık 330 milyon hektarlık ekilebilir alana sahip. Şeker kamışı ekimi bunun 9.2 milyonunu kullanırken, soya için 24.2 milyon, mısır ekimi için ise 13.8 milyon hektarlık alan kullanılıyor. Hayvancılık ise 172 milyon hektarlık bir alan kullanıyor.

Amazon bölgeinden 2000 kilometreden daha uzakta yer alan Sao Paulo eyaleti Brezilya'nın ana şeker kamışı üretim bölgesidir ve ülkenin üretiminin %60'ını sağlamaktadır. Amazon bölgesi şeker kamışı üretimi için uygun bir iklime sahip değildir ve bu sebeple de 'Şeker Kamışı Bölgesi'nin dışında kalmaktadır. Bu sayede şeker ve etanol tesislerinin bölgede işletim lisansı almaları da engellenmektedir.

Brezilya'nın şeker ve etanol endüstrisinin profesyonelliği sayesinde;  ekim ve bitkilerin biyoelektrik üretimine hazırlanması konularında arttırılmış makineleştirme sayesinde şeker kamışı ekiminden biyopolimer üretimine kadar bütün işlemin sürdürülebilirliği ve rekabetçiliği sağlanmaktadır.

Brezilya'nın Kullanılabilir alanlarının yaklaşık %1.4'lük kısmı etanol üretimi için kullanılmaktadır.

Yıllık üretim kapasitesi olan 200.000 ton Yeşil Polietilen için 65.000 hektar şeker kamışı gerekmektedir. Bu miktar Brezilya'nın kullanılabilir alanlarının sadece %0.02'sini kapsamaktadır.

Etanol Üreticileri için İş Ahlakı

Doğal kaynakların sorumlu bir şekilde yönetilmesi konusunda uzmanlaşmış olan Bağımsız Danışman Firması ProForest'in destekleri ile, Braskem, etanol muhafaza zincirini yönetme projesinin bir parçası olarak, etanol sağlayıcıları için bir İş Ahlakı belirledi. Amaç potansiyel sağayıcıları, Braskem'in etanol sağlayıcıları arasına girebilmeleri için asgari sosyal ve çevresel gereklilikler hakkında yönlendirebilmek. Bu sayede Braskem etanol zinciri ile olan ilişkilerini güçlendirerek, sürdürülebilir gelişmeye olan katkısını da genişletebilmektedir.


Bu bağlamda, alanlarda çöplerin yakılması için, biyoçeşitlilik için, çevresel eylemler, insan ve işçi hakları için ve ürün yaşam döngüleri üzerine yapılan çalışmalarla ilgili bilgilerin erişilebilir hale getirilmeleri için çeşitli önlemlerin alınması öngörülüyor. Yürütülen bu kurallar Brezilya hukukunu da göz önünde bulundurarak, Sao Paulo eyaleti Tarım ve Çevre Protokolünde belirtilen yönergeler model alınarak detaylandırılıyor. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler, Brezilya Tarımsal ve Ekolojik Şeker Kamışı Kurumları ve Şeker Kamışı İşçileri için Koşulların iyileştirilmesine dair kurumların kuralları da göz önünde bulunduruluyor.

Türkiye pazarında Braskem Yeşil Polietilen ürünleri Kumru Kimya firması tarafından tedarik edilmektedir. Ürün çeşitleri ve detaylarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.kumrukimya.com/braskem-green.htm

19 Temmuz 2013 Cuma

Biyoplastik Üzerine Ücretsiz Pazar Verileri ve Teknik Gerçekler

Biyoplastik ve Biyokompozitler Enstitüsü (IfBB, University of Applied Sciences and Arts Hannover, Almanya) ilk defa olarak internet üzerinden ulaşılabilen ücretsiz platformu yayınladı. Bu platformda biyoplastiklerle ilgili olarak pazar gelişimi ve teknik veriler yayınlanıyor.

Özellikle, IfBB platformu, biyoplastik malzemelerinin üretimi için gerekli temel parametrelerin gösterilmesi amaçlı hizmet etmektedir. Bu bağlamda, işleme yolları, alan kullanımı ve kaynak tüketimi gibi verileri sunmaktadır. Diğer sunulan önemli bir özellik ise, güncellenmiş pazar rakamlarının sunulmasıdır. Örneğin, güncel biyoplastik üretim kapasiteleri, beş yıllık süreçteki kapasite gelişimleri, coğrafi dağılım ve bazı pazar segmentlerindeki biyoplastik uygulama alanları gibi veriler sunulmaktadır.

IfBB Yönetici Müdürü Prof. Hans-Josef Endres, Bu verileri ücretsiz olarak sunarak ve kullandığımız metodları detaylı olarak açıklayarak, veri transparanlığını arttırmak ve biyoplastikler hakkındaki gerçeklere dayanan tartışmalara katkıda bulunmak istiyoruz şeklinde açıklamada bulundu.

Günümüz ve geleceğe dair biyobazlı plastiklerle ilgili geniş kapsamlı, grafikler, tablolar ve istatistikler aşağıda belirtilen enstitü sitesinde indirmeniz için hizmetinize sunulmuş biçimdedir.


18 Temmuz 2013 Perşembe

PLA Biyoplastik Hammaddesinin Darbe Mukavemetini Biyobazlı ve Biyobozunur PHA ile Geliştirmek

Poli Laktik asit (PLA) molekülleri biyobazlı ve kompostlanabilir alifatik polyesterlerdir.
NatureWorks LLC şirketi bu malzemenin levha, fiber ve karışım uygulamalarında başarıyla uygulanabildiğini göstermiştir.

Düşük çarpma tokluğu, düşük son ürün kullanma sıcaklığı, PLA'nın yüksek ölçekli olarak ticari kullanımında göz önünde bulundurulması gereken önemli konulardır.

PLA'yı toklaştırmak amacıyla şimdiye kadar 4 ana farklı yaklaşımda bulunulmuştur.

1) Plastikleştiriciler
2) Mineral Dolgular
3) Geleneksel Darbe Geliştiriciler
4) Diğer kompostlanabilir polimerler

1)Plastikleştiriciler: sitrik asit esterleri ve düşük moleküler ağırlıklı PEG tokluk üzerinde sadece küçük oranda iyileştirmeler sağlayabilmiştir. Bununla birlikte kopma direnci azalmış ve Tg camlaşma derecesi de düşmüştür (karışabilirlik oranına göre).
Tg derecesinin düşmesi oda sıcaklığında fiziksel yaşlanmayı da hızlandırmaktadır. Bu durum da raf ömrü konusunda sorunlara yol açmaktadır.

2)Mineral dolgular: Çöktürülmüş kalsiyum karbonat (EM Force Bio) gibi dolgular, %30'luk katkı oranlarında PLA'nın çarpma tokluğunda önemli gelişmeler sağlamaktadır.


3) Geleneksel Darbe Geliştiricileri: Etilen akrilat kopolimerleri (Biomax Strong 120), TPU değiştiricileri (Estane 2102) ve ABS değiştiricileri (Blendex 3160, %60 kauçuk) %10'luk katkı oranında çarpma tokluğuna önemli katkılar sağlamaktadır.
Özellikle ABS darbe geliştiricisi Blendex 3160; %60 kauçuk, PLA'nın önemli oranda çarpma tokluğunu geliştirir.
Öte yandan, bu tip darbe geliştiricilerinin eklenmesi PLA'nın kompostlanabilme özelliğinden taviz verme anlamına gemektedir. Biyobazlı karbo içeriği de bu sebeple azaltılmaktadır.

4) Diğer kompostlanabilir polimerler: PCL az da olsa ümit vaadetmektedir. PBS, PBSA ve PBAT polimerleri de umut vericidir. Tüm bu polimerler arasında PBSA en iyi performansı sağlayan olarak göze çarpmaktadır. Bu karışım 5,883,199 numarasıyla US patenti olarak kaydedilmiştir.


PHB Kopolimerleri kullanarak PLA darbe gelişimi

Bu sayede biyobazlı karbon içeriğinden ve kompostlanabilme özelliğinden taviz verilmeyecektir.
Yapılan çalışmalarda yarı-kristal PHB kopolimeri (sc-PHB) ve amorf, düşük Tg'li PHB kopolimeri (a-PHB) denenmiştir.

PHB kopolimerleri toprak, ev kompost, endüstriyel kompost, tatlı su, denz suyu ve anaerobik koşullarda biyobozunur; besleme stoğu olarak şekeri kullanmasından dolayı biyobazlı; geleneksel plastik işleme makinelerinde ürüne dönüştürülebilir; mikroorganizmaların mühendislik yoluyla ürettiği polimer yapısını ve miktarını fermentasyon ile manipüle edebilme gibi özelliklerinden dolayı çok avantajlıdır.

Poly (3-hydroxy butuyrate) homopolimeri yüksek kristallik (%65 yaklaşık) ve yüksek erime sıcaklığına, ™ (yaklaşık 160C) sahiptir.  Kopolimerler ile Tg (camlaşma sıcaklığı), erime sıcaklığı ve kristallik özelliği kontrol edilebilmektedir.  
Yüzde olarak kopolimer oranı yüzde 30 civarına çıktığı zaman kristallik oranı %5'lere kadar düşebilmektedir. 


Diferansiyel Taramalı Kalorimetre ile ölçüldüğü zaman sc-PHB'nin termal özellikleri aşağıda görülebilmektedir.


PLA/sc-PHB karışımlarında kopma anındaki uzama incelendiğinde sc-PHB karıştırma yüzdesi 30'a çıkarıldığı zaman uyumlaştırılmış karışımlarda %250 değerlerine ulaşıldığı görülmüştür.


Gerilme sertliği (tensile toughness) Joule cinsinden incelendiğinde %30'luk karışım oranında kompostlanabilir polimerlerden PBSA karışımı ile elde edilen 1.2J oranından 2J'ye yakın bir oranda gelişme gösterdiği görülmektedir.


İzod darbe kuvveti incelendiği zaman sc-PHB karışımları PBS ve PBAT gibi polimerlerle karışımlarda olduğuna benzer gelişimler sağlamaktadır.


PLA/a-PHB karışımları

a-PHB'lerde malzemenin Diferansiyel Taramalı Kalorimetrede incelenmesinde amorf ve düşük Tg derecesine sahip kauçuk yapıda bir polimer olduğu görülmektedir.


a-PHB karışımlarında izod darbe kuvvetlerinin sc-PHB'ye göre daha iyileştiği görülmektedir. Çekme dirençleri incelendiğnde ise uyumlu hale getirilmiş karışımların standartlara göre daha yüksek olduğu gözükmektedir. Karışımlarda PBS ve ya PBAT karışımlarındakine benzer bir trend görülmektedir.


Çekme katsayısı incelendiğinde ise karışım yüzdesi arttıkça PBS ve PBAT ile benzer bir trendin oluştuğu görülmektedir. Bu özellik için uyumlu hale getirme bir farklılık yaratmamaktadır.


Sonuç olarak bütün darbe değiştiriciler incelendiği zaman aşağıdaki tablo ortaya çıkmaktadır.  Sonuçlar izod darbe kuvveti açısından değerlendirilmiştir.


Sadece kompostlanabilir darbe değiştiriciler incelendiği zaman ise a-PHB'nin açık farkla kazanan olduğu görülmektedir.


Özet olarak a-PHB kopolimeri ile PLA karışımları çarpma tokluğunu önemli bir oranda geliştirmektedir. Bunu sağlarken de çekme direnci ve mukavemetinden düşük bir miktarda taviz verilmektedir. İzor darbe kuvveti 0.4'ten 8 ft.lb/inch'e kadar çıkarılmıştır. Bu oran %20'lik a-PHB karışımında elde edilmiştir. Bunu yaparken de PLA'nın biyobazlı içeriğinden ve kompostlanabilirliğinden  herhangi bir kayıp da yaşanmamaktadır.


Polimer mühendislik uygulamalarında kullanılan polimerlerle karşılaştırıldığında direnç-mukavemet-sertlik dengesinde çok iyi rekabet edebilmektedir.

Plastik hammaddelerinin teknik özellikleriyle ilgili daha detaylı bilgiyi aşağıdaki adreste bulabilirsiniz.
http://kumrukimya.com/plastik-hammadde-teknik-ozellikleri.htm

Kaynak: www.metabolix.com/sites/default/files/PLA_PVC-Slideshow.pdf

16 Temmuz 2013 Salı

Avrupa Birliği Ambalajlar için EN 13432 Standardını Şart Koşuyor

Ambalaj ve ambalaj atıklarına ilişkin AB Yönetmeliğinin (94/62/EC) 1996 yılında yürürlüğe konmasından sonra; AB üyeleri kompostlanabilir ve biyobozunur ambalajlar için ortak bir standart geliştirdiler, EN 13432:2000. 2000 yılında oluşturulan bu standart; 'Ambalaj: kompostlanma ve ya biyobozunma yoluyla geri kazanılabilen ambalajlar için gereksinimler' şeklindeydi. Bu standart Avrupa Birliği Üye ülkelerinin ulusal standart oluşturma kurumları tarafından da uygulandı. Örneğin İngiliz Standart Enstütüsü tarafından yayımlanan BS EN 13432 standardındaki BS kısaltması, İngiliz Standardı anlamına gelmektedir. Standardın konusu özel olarak ambalajları kompostlanabilirliği ve anaerobik olarak parçalanmaları üzerinedir.

Bu belirtilen standarda göre kompostlanabilirlik kriterine uygun olan ambalaj ürünleri kompostlanma için uygundur (testler endüstriyel ölçekte kompostlama koşullarını simule etmektedir.) ve standardın anaerobik parçalanma kriterine uyanlar ise organik geri kazanım için uygundur.

EN 13432 Standardının özeti: Kompostlanabilirlik Kriterleri

1) Ayrışma/bozunma: ambalaj numunesi organik atık ile karıştırılır ve test ölçeğindeki kompostlama koşullarında 12 hafta boyunca tutulur. Bu süre sonunda parçalanan malzemelerin boyut olarak %10'dan daha fazlasının 2mm'den daha fazla olmaması gerekmektedir.

2)Biyobozunma: asıl metabolik ve mikrobiyal dönüşümün kompostlama koşulları altında ölçülmesidir. Ambalaj numunesinin su, karbon dioksit ve yeni hücre biyokütlesine dönüşümünün ölçülmesidir. En fazla 6 ay içerisinde, test numunesi, kontrol ve ya referans malzemenin en az %90'ı kadar karbon dioksit oluşturmalıdır.

3)Kompostlama işlemine herhangi bir olumsuz etkinin bulunmaması

4) Düşük miktarda ağır metaller (potansiyel toksik elementler) ve bu maddelerin kompost kalitesine herhangi bir etkilerinin bulunmaması gerekir. Numune kuru ağırlığında MG/KG cinsinden üst sınırlar: zinc 150,  bakır 50, nikel 25, kadmiyum 0.5, kurşun 50, cıva 0.5, krom 50, molibdenum 1, selenyum 0.75, arsenik 5, flrorür 100.

5)Kompostlanan ambalaj malzemesi elde edilen kompostun, yoğunluğu, pH, tuzluluk (elektriksel iletkenlik), uçucu katılar, toplam nitrojen, toplam fosfor, toplam magnezyum, toplam potasyum ve amonyak gibi özelliklerinde olumsuz etkisinin olmaması gerekmektedir.


Bütün bu kriterler, uluslararası olarak kabul edilen test metodları kullanılarak test edilmektedir. Bağımsız laboratuvarlardan elde edilen sonuçlar standartta belirtilen katı geçti/kaldı limitleri ile karşılaştırılır. Eğer bir malzeme bütün kompostlanabilirlik test gereksinimlerini karşılayabilirse, ancak o zaman kompostlanabilir olarak nitelendirilebilir.

Bütün bu şartlar içerisinde Türkiye'nin de AB uyum yasaları çerçevesinde ambalaj atıklarının yönetilmesi konusunda bu tür bir yönetmeliğe geçmesi çok da uzak olarak görülmüyor. Bu sebeple oxo-bozunur ya da herhangi organik katkılar yerine, bu tür şartları sağlayabilecek biyoplastik hammaddelerin tercih edilmesi, uzun vadede şirketlerin yararına olacaktır.

Konuyla ilgili daha detaylı bilgi için, uzman kadrosuyla faaliyet gösteren Kumru Kimya şirketiyle iletişime geçebilirsiniz.

AB projesi metal katalizörler olmadan PLA üretimini geliştirmeyi hedefliyor

Poli laktik asit (PLA) üretiminde homojenliği geiştirmek için yeni bir metod geliştirmek ve metal katalizörlerin kullanımını saf dışı bırakmak AB projesinin ana amaçları olarak göze çarpıyor.


Metal içerek katalizörler laktidlerin polimerizasyonunu kontrol ettiği gösterilen organikleriyle değiştirilecek fakat aktivitelerinin endüstriyel standartları sağlaması için geliştirilmesi gerekiyor.

InnoREX birlikteliği düşük yoğunlukta fakat yüksek hedefleme özellikli mikrodalga, ultrason ve lazer ışını gibi alternatif enerjiler ile başarmayı hedefliyor.

Bu enerjiler katalitik aktiviteyi arttırırken, reaksiyon karışımının sadece küçük bir kısmını hedefleyerek reaksiyon üzerinde hassas bir kontrol sağlıyor.

PLA'nın metal olmadan polimerizasyonu

InnoREX alternatif enerjiler kullanan yeni bir reaktör konsepti geliştirirerek metalden bağımsız PLA polimerizasyonunu sağlamaya çalışacak. Bu konseptte metal içeren katalizörler yerine organik olanlar kullanılacak ve elde edilen polimer Gneuss adlı InnoREX üyesinin MRS aleti sayesinde saflaştırılabilecek.

Geçen senenin aralık ayında başlayan proje 2016 Mayıs'a kadar devam edecek. Projeyle birlikte enerji korunumunun sağlanması ve polimerin ekztrüzyon ve enjeksiyon gibi yollarla işlenmesiyle elde edilecek tek katmanlı paketleme de hedefleniyor.

InnoREX aynı zamanda farklı PLA polimer türleri, karışımları ve PLA-bazlı kompozitleri alternatif enerji kaynakları kullanarak geliştirmeyi hedefliyor.

Bu ürünlerin kısa sürede pazara girmesi amacıyla reaksiyon tankı olarak ticari olarak bulunabilen  eşdönüşlü çift vidalı ekztrüzyon makineleri kullanılacak.

Çift vidalı ekztrüderlerde henüz ticari olarak polimerizasyonun gerçekleşmemesinin sebebi ise yüksek statik enerji girişi ve bu sebeple reaksiyonun dinamik kontrolünün sağlanamaması.

Prototip model

Alternatif enerjiler kullanarak çalışan polimerizasyon hattı, yerinde karakterizasyon teknolojisi ve katalizörü uzaklaştırmak amaçlı saflaştırma cihazı prototip olarak geliştirilecek.

Elde edilen prototip gıda sektörünü hedefleyen ince duvarlı (1 mm'yi geçmeyecek kalınlıkta) tek katmanlı ambalaj için yapılacak.

Ekztrüzyon işleme sırasındaki ısı ve mekanik davranışların analiz edilmesi Ludovic yazılımı kullanılarak gerçekleştirilecek. PLA polimerizasyon metodunun modelleri ve özellikleri deneyse denemelerin ve ürün kalitesinin geliştirilmesinde optimizasyon amacıyla kullanılacak.


Projede Fransız şirket Roquette ve Fin şirketi Huhtamaki de gözlemci olarak bulunacaklar.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

PLA üretimini geliştirmek için yeni Avrupa projesi

AIMPLAS, Plastik Teknolojileri Enstitüsü, on bir tane diğer girişim ve Avrupa teknoloji merkezleri ortaklığında InnoREX projesi adlı bir proje başlattı. Proje finansmanı Yedinci Çerçeve Programı tarafından yapılıyor ve Alman Fraunhofer Kimyasal Teknoloji Enstitüsü (ICT) tarafından koordine ediliyor. 42 aylık projede polilaktik asit (PLA) üretimi için yeni bir teknoloji geliştirilmesi hedefleniyor.


Bakalım proje sonucunda PLA hammaddesi üretimi için daha ucuz bir teknoloji üretilebilecek mi ve hali hazırda konvansiyonel plastiklerle rekabet düzeyine yaklaşan PLA piyasada daha da fazla yer bulabilecek mi?

14 Temmuz 2013 Pazar

Polimer Piyasasında Biyo-polyamid seçenekleri artıyor

Eğer Evonik ve Cathay Endüstriyel Biyoteknoloji adlı polyamid üreticileri biyopolyamid pazarlama konusunda başarılı olurlarsa diş fırçanızın kılları yakın bir zamanda daha çevre dostu hale gelebilir.

Cathay Industrial Biotech firması bu sene yenilenebilir polyamidleri PA 5.6, PA 5.10, PA 5.12 ve PA 5.14 (aynı zamanda kopolimerlerini) Terryl markası adı altında pazarlıyor. Biyo-polyamidler Cathay Industrial Biotech firmasının %100 biyobazlı olan 1,5 pentamethylenediamine monomerinden oluşuyor. Monomerlere C-BIO N5 adı veriliyor ve şeker kamışı besleme stoğu kullanılarak üretiliyor. Firma bu beş karbonlu diamin molekülünün HMDA (hexamethylenediamine) adı verilen petrol bazlı geleneksel naylonların üretiminde ana hammadde olan molekülün yerine geçme potansiyelinn olduğunu belirtiyor.

Esasında, günümüzde üretilmekte olan PA 6.10 ve PA 10.12 gibi birçok biyobazlı polyamid üretiminde hint yağının dikarboksilik asit bölümü olan kunduz asidi (decanedioic asit) adı verilen 10 karbonlu diamin molekülü kullanılıyor. Hint yağı pazarı tarih boyunca özellikle de fiyat açısından çok değişkenlik göstermesi açısından, besleme stoğu olarak biyobazlı naylonlarda şeker kamışının kullanılabilmesi polyamid pazarı için çok hoşgörülecek bir değişiklik olarak görülüyor.

Cathay Industrial Biotech'e göre C-BIO N5 Diamine 2013 ortası itibariyle üretiliyor ve polyamid tuzu ya da tuz çözeltisi olarak tedarik edilebiliyor. Şimdiye kadar 5-karbon diamine henüz ticari olarak şu anki ekonomik koşullarda bulunamıyor.

Aşağıdaki tabloda firmanın Terryl marka biyo-polyamidlerinin mekanik özelliklerini bulabilirsiniz:



Tabloda yeni biyo-polyamidlerin yenilenebilir içeriklerini ve geleneksel petrol bazlı PA 6.6 ve PA 6 gibi polyamidlerle performanslarının karşılaştırılması görülmektedir. Firma aynı zamanda PA 5.11 (%31 yenilenebilir kaynaklı monomer) ve PA 5.13 (%28-100 yenilenebilir) ürünleri üzerinde de çalışmaktadır.

Cathay Industrial Biotech hali hazırda polyamid üretimi iiçin başka uzun zincirli dikarboksilik asitlerin üretimini de yapmaktadır. Bu ürünler arasında undecanedioic asit (DC 11), dodecanedioic asit (DC 12), brassylic asit (DC 13) ve tetradecanedioic asit (DC 14) bulunmaktadır. Firmanın dibazik asitleri fermentasyon yoluyla parafinden üretilmekte ve daha sonra saflaştırılmaktadır. Üretim metodu olarak petrol bazlı malzemelerin çok adımlı kimyasal yöntemlerine göre daha basit üretim metodu gerektirmektedir. Cathay Industrial Biotech biyo-polyamidler konusunda adından çok daha fazla ileride söz ettirecek gibi…

Bu sırada Evonik firması da VESTAMID Terra adlı biyo-polyamidlerini ve bu ürünlerinin diş fırçası kullarında uygulanabilirliğini göstermekte. Evonik Proveedora Mexicana de Monofilamentos (PMM) şirketiyle ortaklık kurarak biyo-polyamidlerinin dış fırçası kullarında kullanılması için adım attı.

VESTAMID Terra serisinde (PA 6,10; PA 10,10 ve PA 10,12) kullanılan monomerler tamamen ve ya kısmi olarak hint yağından elde ediliyor. Evonik VESTAMID Terra üretim kapasitesini ise geçen yıla oranla yeni bileştirme tesisi ve arttırılmış polimerizasyon kapasitesi ile Şangay Çin'de arttırıyor.

Geçen ay, Evonik biyo-polyamidlerinin ilk defa olarak yarış arabası Lotus exige'nin çok katmanlı soğutma tübü sistemlerinde kullanıldığını belirtti. Çok katmanlı tübler lastik hortumlar ve destekli çizgilerin yerine geçecek çok hafif alternatifler olarak göze çarpıyor.


Biyo-polyamidler hali hazırda 2010 yılından beri ticari olarak hava frenlerinin tek katmanlı tüplerinde, yarı-römork ve römorklarda ve havalı frenlerde kullanılıyor.

9 Temmuz 2013 Salı

Havadan Biyoplastik Üreten Amerikan Şirketi

Mark Herrema ve Kenton Kimmel adlı girişimciler 2003 yılında salınan sera gazlarını yararlı malzemelere dönüştürmeye yönelik bir teknoloji geliştirmek amacıyla yola çıktıklarında, yanlarında sadece başarıya ulaşmak için kendilerine güven, idealizm ve optimizm vardı. Bugüne geldiğimizde ise on patent, milyonlarca dolarlık araştırma ve geliştirme sonrası, kendileri Amerika’nın Newlight Technologies LLC adlı şirketinin kurucu ortakları. Şirket sera gazlarını PHA polimerine dönüştürme konusunda uzmanlaşarak daha önce biyopolimer piyasaında hiç yapılmamış ve öngörülmemiş bir dönüşüme imza atıyor.

‘Başladığımız zaman, hedefimizi basit bir şekilde dile getirmek gerekirse; karbon salınımlarını global ölçekte malzemeler üretmek amaçlı kullanarak dünyadaki iklim değişimini tersine çevirmek olarak söyleyebiliriz’ diyor Mark Herrema. Günümüzde ise karbon salınımlarını havaya karbon salmaktan daha fazla havadan karbon uzaklaştıracak şekilde plastiğe dönüştürmekten çok, bunu mal değerli bir şekilde yapmamızın tek yolunun ürettiğimiz malzemenin herhangi bir çevresel faydaya hizmet etmeden kendisinin özellikleriyle rekabet edebilecek bir boyuta gelebilmesiydi.

Bir başka deyişle, Newlight’ın ürettiği plastik malzemelerin, şimdiye kadar dile getirilen biyoplastiklerin özellikleri açısından üstünlük olarak değil, petrol bazlı plastiklerle hem performans olarak hem de fiyat olarak rekabet etmesi gerekiyor.

Teknoloji engelleri

Kimmel ve Herrema kısa bir süre içerisinde karbon içeren gazları plastiğe dönüştürme fikrinin, PHA polimerine, yeni bir fikir olmadığını farkettiler. Hatta bu fikir dünyanın birçok ülkesindeki şirketlerde araştırılmaktaydı. Fakat herkesin karşılaştığı en aşılamayan zorluk verimdi.

Şimdiye kadar elde olan teknoloji fiyat fayda açısından ekonomik olarak verimli bir şekilde büyük ölçekli sera gazı bazlı PHA üretiminde başarılı olamadılar. Herrema’nın dediğine göre; ‘Daha pahalı PHA bariz bir şekilde piyasada yer bulabilecek bir ürün değil. Ek olarak sera gazları yolundan üretilen PHA’ların petrol bazlı plastiklerle fonksiyonel olarak rekabet edebilmesi için performanslarının önemli bir şekilde iyileştirilmesi gerekiyor.’

Bütün bu verim ve performans sınırlamalarının yanında, Newlight gaz kütle transferi dönüşüm verimi gibi yeni zorluklarla da karşı karşıya kaldılar.  Bu fenomen basit bir şekilde; sera gazlarını kimyasal olarak tepkimeye girebilmeleri için gerekli enerji olarak açıklanabilir. Herrema; ‘Özet olarak, yeni bir teknoloji geliştirmemiz gerekiyor; bu teknolojinin de verim, performans, kütle transfer verimi, katlizör mühendisliği, reaktör tasarımı ve polimer performansı gibi sorunlara çare bulması gerekiyor.


Dönüm Noktası

Mark Herrema; ‘Yıllar sürdü ve hiç de kolay değildi ama sonunda başardık’ diyor.

Newlight’ın çalışma sırasında farkettiği ana problem, kullandıkları biyokatalizörün, metan ve karbon dioksit gibi hava ve sera gazlarını PHA’ya dönüştüren, negatif geri bildirim mekanizması ile kontrol edilmesiydi. Bu durum da üretilen plastik konsantrasyonunun belli bir seviyeye ulaşmasıyla plastik üretiminin durması anlamına geliyordu.

Bu problemi çözmek amacıyla Newlight bir takım yeni katalizör mühendisliği araçları geliştirerek, yüksek üretim sırasındaki bu negatif kontrol mekanizmasını kapatabilmeyi amaçladı. Bu negatif konrol mekanizmasını kapatınca, katalizör yüksek miktarda PHA üretebilecek böylece sistem verimi de yükselecekti. Bu teoride olması gereken durumken, bunu pratiğe dökmek daha zorluydu.

Sonuç olarak, teoride beklenen şey gerçekleşti ve verim daha önce elde edilene göre %500 oranında arttı.  Sonuç olarak Newlight petrolden elde edilen plastikten çok daha ucuza sera gazlarından plastic elde edebilen bir sistem geliştirmiş oldu. Kısaca çok yüksek bir pazar değerine sahip olan PHA plastiği.

Herrema: ‘Bu durum anlatılınca kulağa çok basit gelebiliyor fakat bu teknoloji için on yıl AR-GE ve milyonlarca dolar harcandı ve sonunda çok büyük bir teknoloji ortaya çıktı.

Dönüm noktasının etkileri kısa sürede görüldü. Firmanın harcamaları 3 kat oranında azalırken, ekipman harcamaları 5 kat azaldı. Toplam işletme giderleri de çok yüksek bir oranda düştü.

Aynı zamanda, Newlight, klasik PHA’ların güç, esneklik, termal kararlılık, molekül ağırlığı ve yaşlanma gibi performanslarını arttırmak amacıyla bir ekip kurdu ve araçlar geliştirdi. Bu sayede firma birçok kullanım amacına hitap edebilecek polimerler üretebilme yolunda adım attı. Hem kararlı hem de biyobozunur türler olarak polipropilen, polietilen, ABS ve TPU gibi polimerlerin yerine geçebilecek ürünleri artık üretebilecek kapasitedeler.

Yeni zorluklar; satış ve kapasite genişlemesi

2012 yılı itibariyle Newlight Airflex (AirCarbon olarak da biliniyor) adlı ürünlerini satmaya başladı. Satışın başlamasıyla birlikte, Newlight malzemelerine olan talep çok artarak kapasiteyi de aştı. 5700 tonluk malzeme de alım niyet mektubu ile sipariş edildi. Pazarın tepkisi inanılmazdı, hatta ürettiğimiz her şey önceden satılıyor diyor Herrema. Ek olarak firmanın 2012 yılındaki teknolojik ve ticari başarıları sayesinde, nova-Institut tarafından 2013 Nisan ayındaki biyomalzeme konferansında Newlight plastikleri ‘2013 Yılının Biyomalzemesi’ olarak seçildi.

Newlight müşteriler ve ürün geliştirme ortakları bazı Fortune 500 şirketleri ve marka liderleri dahil olmak üzere bazı en büyük üreticilerden oluşuyor. Bu ürünlerden sandalye, konteyner, kaplar ve çantalar gibi çok çeşitli ürünler yapılıyor. Firma da mobilya grubu olarak sene içerisinde bazı ürünleri piyasaya çıkartmaya hazırlanıyor.

Firmanın yeni hedefiyse büyüme ve genişleme. Böylece yükselen taleplere cevap vererek kuruluş amacı olan ‘karbon tüketen’ plastikleri kullanarak iklim değişimini olumlu yönde tersine döndürebilmek. Bu hedeflere yönelik olarak da sene sonunda elde olan teknolojiyle kapasiteyi genişletmeyi planlıyorlar.



8 Temmuz 2013 Pazartesi

ECOgrade Fotobozunur Plastik Torbaları Delhi Piyasasında

Açık alanda birkaç ay tuttuğunuz zaman tamamen yok olacak ve çevreye zarar bile vermeyecek bir plastik torba hayal edin. Her ne kadar hoş bir hayal gibi gözükse de Delhi vatandaşlarından biri bu hayali gerçeğe dönüştürme yolunda adımlar attı.

Arun Sinha, Amerika bazlı Global Exchange Technologies Inc şirketiyle birlikte ECOgrade Photodegradable torbalar adıyla, geri dönüştürülebilir, toksik olmayan ve güneş ışığına maruz kaldığı zaman bozunan torbayı piyasaya sunmayı düşünüyorar. Bu sayede plastiğe karşı yasak uygulamaya çalışan hükümet karşısında elle tutulur bir çözüm üretmeye çalışıyorlar.

59 yaşındaki Sinha, 40 günde bozunan bu plastik torbanın plastik torba kirliliğine karşı doğru çözüm olduğunu belirtiyor ve ekliyor. 240 günün altında tamamen toksik olmayan kalıntılara bozunuyor. Yüzde 46 oranında doğal kaynaklardan üretiliyor ve reçine üretimi sırasında %35 daha az sera gazı salınımı sağlıyor ve torba üretimi sırasında ise %15 daha az sera gazı salınımı sağlanıyor.

St.Stephen College mezunu güney Delhi vatandaşı olan Alaknanda ise bağımsız organizasyonu SCALE üzerinden 10 yılı aşkın süredir plastiğe karşı savaşıyor.

Organizasyon bu projeye dahil olmuş çünkü bu projenin ülkenin yararına olacağını söylüyor. ECOgrade torbaları, ASTM D5272 ve D5208 gibi standartlara göre sertifikalı ve Amerika ve Kanada'nın ağır metal testlerini de BPI standartlarına göre geçmiş durumda. Aynı zamanda geri dönüşüm zinciriyle uyumlu olan tek bozunur ürün olduğu iddia ediliyor. Fakat asıl önemli noktanın plastik torbayla neredeyse aynı fiyatta olması olduğunu belirtiyor. Eğer yüksek hacimli üretime başlanırsa bu torbaların fiyatları plastikten dahi daha ucuz olacağı söyleniyor.

Global Exchange Technologies CEO'su Chatterjee de bu sebeple Hindistan'a davet edildiklerini belirtiyor. Konuyla ilgili olarak bakan Sheila Dikshit ile görüşülerek kendisine ECOgrade torbalar hakkında brifing verilecek.

2009 yılında Delhi hükümeti Delhi yüksek mahkemesi kararıyla plastik torba kullanımını yasakladı. Geçen sene hükümet aynı zamanda üretimini de yasakladı. Fakat temyize gidildi. Delhi kirlilik kontrol komitesi mahkeme kararını bekliyor. Hükümet en azından plastik torba üretimi için yasakların geri dönmesini umuyor.

Yasak destekleniyor fakat ortada makul ve pahalı olmayan bir çözüm de olmalı. Plastik torbalarla ilgili yasak yaklaşık 1 milyon iş kaybona sebep oluyor ve 400 iş yerinin kapanması demek. Bu da inanılmaz sosyal bir stres yaratacak. Bu proje sayesinde Delhi'de iş fırsatları da yaratılacak.



Not: EcoGrade torbalarda diğer oxo-bozunur çözümlerden farklı olarak oksitleyici ajan olarak kalsiyum karbonat kullanılıyor bu sayede hem maliyet düşüyor hem de içerik doğal kaynaklardan oluşmuş oluyor.