Ana içeriğe atla

Dünya çapında araba devleri biyoplastik malzemelere göz kırpıyor.








Başta çevresel faydalar ile işe başlansa da, araba üreticileri ve onların tedrikçileri, kompostlanabilir olmayan biyobazlı malzemelerden ne tür ek bi fayda sağlanabileceği sorularını soruyorlar. Bir avantaj ise tabi ki daha hafif ve düşük maliyetli araçlar.

Plastics Europe endüstri kurumuna göre otomobillerde temel kural yüzde 5’lik düşük ağırlığın yüzde 3’lük yakıt tasarrufu sağlayacağı yönündedir.

Fakat ağırlık avantajı kesin değildir. Belçika bazlı Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) bildirdiğine göre bazı klasik polilaktik asit gibi biyoplastikler petrol bazlı türevlerine göre daha yüksek yoğunluğa sahiptir.

ACEA soya bazlı koltuk süngerleri ve döşemelerinin de daha ağır olabileceğini belirtiyor. Ford ve Fiat’a göre soya bazlı koltukları, geleneksel malzemelerden yapılan türevlerine göre aynı ağırlıklardalar. Doğal lifle desteklenmiş plastikler ise, yerini aldığı malzemeye göre yüzde 5 ile 15 arasında ağırlık avantajı sağlayabiliyor.

Geleneksel plastiklere göre biyoplastiklerin avantajı sürekli değişen petrol fiyatlarından çok fazla etkilenmemeleri. ACEA sözcüsü, petrol kaynaklarının azalmasıyla birlikte biyoplastiklerin bu öneminin giderek artacağını belirtiyor.

Bunlara rağmen çevresel yararlar hala oldukça önemli. Kaynak malzeme ne olursa olsun, plastikler düşük ağırlıkta ve maliyeti uygun malzemeler, diyor Plastics Europe sözcüsü Thomas Bauwens. Bunun üzerine, biyoplastikler çevresel etkilere de olumlu yönde katkı sağlayacaksa, araba üreticileri biyoplastikleri seçmekle daha ilgili olacaklar.

Gerçekten de üreticiler ilgililer. Ford Motor firmasının sürdürülebilir iş stratejileri müdürü John Viera, değişken enerji pazarına daha az bağımlı olmak, biyoplastiklerin yararlarından sadece bir tanesi diyor.

Ford’un soya bazlı köpüğü koltuk yastıklarında kullanması tedarik zincirinde petrol kullanımını yıllık 2300ton civarında azaltırken, karbon dioksit emisyonlarını da 9000 MT oranında düşürdü.


Ford soya bazlı koltuklarıyla ağırlık avantajı sağlayamazken, balpeteği yapısındaki geleneksel plastikler ile yüzde 20 oranında ağırlık avantajı sağlayarak yakıt ekonomisini arttırıp karbon emisyonlarını bu sayede azaltabiliyor. Yüzde 24’e kadar yenilenebilir kaynaklardan oluşan bu koltuk arkalıkları bütün Ford araçlarında bulunuyor. Aynı zamanda yıllık üretilen araçların yüzde 75’I koltuk başlıklarında soya bazlı köpük içeriyor. 2013 Fusion, F-150, Taurus ve Explorer modelleri için de bu durum geçerli.

Firma aynı zamanda doğal lifler üzerine araştırmalarını devam ettiriyor. Bu kaynaklar arasında kalıp cisim plastik parçalarında pirinç kabukları ve hindistan cevizi katkıları gibi malzemeler bulunuyor. Bu sayede üretimde petrole bağımlılığı azaltırken, parçaları daha hafif ve daha doğal gözüken bir hale getirmek amaçlanıyor.

Viera, ekibin yüzde 30 oranında doğal lifler içeren formüller üzerinde araştırmalar yaptığını ve bu sayede talk ve cam gibi otomotiv sektöründeki plastik kompozit formülasyonlarındaki malzemelerin yerini almaları hedefleniyor.

Biyoplastikler Ford arabaların kapılarında da görülebiliyor. Yeni Escape model arabaların kapı kapama panellerinde yarı yarıya oranda polietilen ile kenaf adlı tropik bir bitkinin lifleri ile oluşturulan kompozit malzeme petrol bazlı malzemelerin yerini aldı. Lignotock adlı yüzde 15 fenol formaldehit thermoset ve yüzde 85 ahşağ liflerinden oluşan karışım ile konvansiyonel cam elyaflı termoplastiklere göre daha hafif ve sessiz bir alternatif sağlanıyor.

Bir diğer otomotiv devi olan Toyota Motor Grubu da biyoplastikler sayesinde parça üretimlerinde karbondioksit emisyon oranını yüzde 20 oranında azalttı. Biyoplastik araba parçaları sayesinde hammaddeden son kullanıcıya geçen döngüde karbon nötralliği sağlanabiliyor. Yaşayan bitkiler havadaki karbondioksiti kullanarak yok ederken, kullanımı sonlanan parçalar termal bir işlem ile geri dönüştürülerek bu karbondioksiti tekrar ortama salıyor.

Toyota şeker kamışı bazlı PET malzemesini araç dolgularında ve diğer iç yüzeylerde ilk defa olarak kullandığını iddia ediyor. Kuzey Amerika’da şeker kamışı, tatlı patates ve mısırdan üretilen PLA ile diğer polimerler birleştiriliyor.

Biyoplastik işleme metodları arabanın hangi parçası olduğuna göre değişiyor. Kapı ve bagaj bölümü döşemelerinde PLA PET ile karıştırılıyor. Enjeksiyon kalıplanan bölgelerde ise ince çekilmiş PLA polipropilen içerisine yayılıyor.

Toyota’nin Prius, Corolla, Matrix, RAV4 ve Lexus RX 350 gibi birçok modelinde soya bazlı koltuk yastıkları bulunuyor. Lexus HS 250 ise birçok döşemesinde ve yastıklarında biyobazlı parçalara sahip. Toyota 2015 yılı itibariyle bütün plastik bileşenlerinin en az yüzde 20’sinin biyoplastiklerden yapılmasını hedefliyor.


Japonya’nın Mazda Motors firması da endüstride iki tane ilk konusunda iddialı: Premacy Hydrogen RE Hybrid arabasının iç donanımlarında bitki türevli içeriğin yüzde 80 üzerinde olması, ve koltuk yüzeylerinde yüzde 100 bitki türevli biyokumaş kullanılması.

Amerika bazı Almanya’nın BMW firmasına kapı paneli üreten Johnson Controls firması da geleneksel malzemelere göre yüzde 20 daha hafif olan ahşap lifleri ve plastic karışımından oluşan malzemeyi sağlıyor. Bu malzeme de yeni BMW 3 Serisi arabalarında kullanılması ve bu sayede yakıt performansının arttırılması planlanıyor.

Biyoplastikler arabaların dış bileşenlerinde henüz kullanılmadı. Maliyetler, dış parçalar iç bileşenler ölçeğinde fazla üretilmediğinden dolayı bir engel. Bunun dışında Cereplast Corp adlı nişasta bazlı reçine üreticisi Genel müdürü Frederic Sheer’a göre biyoplastiklerde güç gereksinimi de tam karşılanamıyor.

Daha dayanıklı biyoplastiklerin yakın zamanda piyasada yerini alacakları tahmin ediliyor. Aynı zamanda yenilenebilir ve geleneksel plastikler arasındaki fiyat farkının da yapılan çalışmalar ve artan petrol fiyatları doğrultusunda azalacağı tahmin ediliyor.

Avrupa pazarı toparlandıkça yakıt tasarrufu sağlayan daha hafif malzemelerle üretilmiş araçlar için biyoplastik kullanımı da artacağı düşünülüyor.

Kaynak: http://www.plasticsnews.com/article/20120731/NEWS/307319980/automotive-giants-turn-to-bioplastics-worldwide

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evde Kendi Biyoplastiğinizi Nasıl Üretebilirsiniz

Biyoplastiklerin en güzel tarafı tamamiyle petrolden bağımsız kaynaklardan üretilebilmeleridir. Buna ek olarak elinizde petrol dahi olsa normal plastik hammaddelerini üretebilmeniz için çok yüksek ısılara çıkabilecek teknolojik aletlere ve damıtma aletlerine ihtiyacınız vardır. Fakat biyoplastik tamamiyle evde bulunabilen basit maddeler ile üretilebilmektedir.

Greenplastics.net sitesinin desteğiyle hazırlanan ve 2008 yılında hazırlanmış olan 'Kendi biyoplastiğinizi yapın' adlı youtube videosu zamanında pek rağbet görmemiş olsa da son dönemdeki bazı haberler sonrasında tekrar gündeme getirilmesinde yarar olacağını düşünüyorum. Aşağıda İngilizce olarak seyredebileceğiniz videoyu anlayamayanlar için kısaca özetlemek gerekirse; öncelikle gerekli malzemeler açıklanıyor, bir ısıtıcı, bir tencere, su, nişasta, gliserin ve sirke. Son olarak da üretilen biyoplastiği yayıp kurutmak için düz bir yüzey ve aluminyum folyo da gerekmekte.

İşin biraz kimyasına inilirse; nişasta amiloz ve ami…

Poliüretan Polimeri Nedir- Kullanım Alanları- Biyobazlı Poliüretanlar

Blogumuzda Poliüretan dosyasını da açıyoruz. İlk defa 75 sene önce Almanya'da bir laboratuvarda sentezlenen bu polimerin geçmişten günümüze olan macerasını size anlatıyoruz.
Bu yazımızda size geçmişten günümüze ve biyopolimerlere ulaşan serüvende poliüretanların tarihi, nasıl üretildiği, yapısı ve kullanım alanlarına dair bilgileri vereceğiz. Son olarak yeni teknoloji ile birlikte son yıllarda poliüretan üretiminde kullanılan petrol bazlı kimyasalların nasıl ve hangi yenilenebilir kaynaklarla üretildikleri yani Biyobazlı Poliüretanlar hakkında bilgiler de vereceğiz.
2012 yılında poliüretan endüstrisi, ilk olarak Leverkusen şehrinde bu çok yönlü malzemenin ilk formunun oluşturulmasının üzerinden 75 yıl geçmesini kutladı. İlk olarak Otto Bayer tarafından 1937 yılında yapılan araştırmalar, elyaf olarak örülmek amaçlı yapışkan bir reçineydi. Amaç Amerika'da üretilen naylon elyaflar ile rekabet edebilmekti. Araştırma 2.Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle dursa da, 1945 yılından …