29 Haziran 2015 Pazartesi

Biyoplastiklerin Enjeksiyon Kalıplama ile İşlenmesi

Enjeksiyon kalıplama operasyonlarında biyoplastikler için bilgi açığını kapamak

Biyoplastikler sürdürülebilirlik söz konusu olduğunda hep yukarıdalar fakat işlenebilme özellikleri açısından hep yerdeler. Birçok firma pertol bazlı plastiklerin yerine biyoplastikleri kullanmaya karar verdiklerinde malesef bu gerçekle ve ya benzer bir sonuçla karşılaşıyorlar.

Fakat bu durum düzeltilebilir çünkü hiçbir şekilde biyoplastikler petrokimya türevlerine göre daha aşağı konumda değiller ve hatta yeni ve enteresan özellikler sağlayabilirler. Yine de bazı çözülemeyen hammaddenin işlenmesi ile ilgili problemler ve hammaddeye ödenen daha yüksek fiyatlar biyoplastiklerin endüstriyel olarak yaygın kullanımını engelledi. Fiyat konusu çözülmesi daha zor çünkü hali hazırda biyoplastikler çok daha küçük hacimlerde üretiliyorlar. Öte yandan işlenme problemleri, hammadde işleme teknolojisinin adaptasyonu ile çözülebilir. Bu problemler genellikle malzemelerin veri belgelerinin yeterli olmamalarından ve/ve ya yüksek kaliteye sahip parçaların üretimindeki işleme koşullarının nasıl uygun hale getirileceğine dair teknik servisin eksikliğinden kaynaklanıyor.

Bu yazımızda Alman Federal Beslenme ve Tarım Bakanlığı ve Yenilenebilir Kaynaklar Ajansı'nın (FNR) ortak bir şekilde desteklediği büyük bir araştırma ortaklığının arkaplanını anlatacağız. Proje başlığı:  FNR Biyopolimer ağı altında bir kompetans ağı kurulması ve biyobazlı plastiklerin işlenmesi şeklinde. Bu işbirliği gerektiren projede şu anda kullanılmakta olan bütün işleme teknolojileri ele alınıyor ve pazarlanabilir olan biyoplastikleri işlenebilme koşullarına dair veriler göz önünde bulundurularak inceleniyor, ki birçoğunda malzeme tedarikçileri bu verileri dahi sunamıyor. Ek olarak küçük ve orta ölçekli şirketlere biyoplastiklerin işlenmesi konusunda destek teklif ediliyor.

Biyoplastiklerin Enjeksiyon Kalıplama performansları


Proje kapsamında Biyoplastik ve Biyokompozit Enstitüsü (IfBB) biyoplastiklerin enjeksiyon kalıplama performanslarının değerlendirmesi kısmını ele aldı. İncelemeler için seçilen malzemeler arasında iki farklı PLA (polilaktik asit), PLLA (poli-L-laktik asit), biyobazlı PA (Polyamid) ve PBS (polibütilen suksinat) bulunuyordu. Optimum işleme koşullarının bulunması için, çok kapsamlı ön testler yapılarak malzemelerin işlenmesiyle ilişkin olan; erime viskositesi, termostabilite, ısıl yalıtkanlık, erime noktası, camalşa ısısı ve yoğunluk gibi teknik özellikleri belirlendi. 

Plastikleşme performansı


Malzemenin plastikleştirilmesi üretim döngülerinin daima başında bulunmaktadır. Burada önemli faktör malzemenin beslenmesi ve erimesi için gereken zamanın en aza indirilerek döngü zamanının azaltılması ve bu sayede de operasyon maliyetinin azaltılmasıdır. Denemelerde, test örneğinin kavitesi (Campus tip A1 (DIN EN ISO 20753)) kalıplanmış parçaların üretilmesi için kullanıldı.

Genel olarak 200cm3/min değeri plastikleşme performansı açısından iyi olarak değerlendirildi yani enjeksiyon kalıplama işleminin kararlı bir şekilde gerçekleştiğini gösteriyordu. 1 nolu grafikte farklı erime sıcaklıklarına sahip farklı biyoplastiklerin tipik kapsamı görülebilmektedir. Bu biyoplastikler üzerinde gerçekleştirilen testler, uygun sıcaklık aralığında, bütün seçilen biyoplastiklerin yeterli plastikleşme performansı gösterdiğini teyit etti. Tipik olarak, semi-kristal yapıdaki malzemelerde, yükseltilmiş erime sıcaklığı daha düşük akışkanlığa sebep olmaktadır. Bunun sonucunda da daha yüksek kaçak akım gerçekleşir ve bu da düşük plastikleşme performansına sebep olmaktadır. Bu durum PLA 3251D ve PA Vestamid Terra HS 16'da görülmüştür.

Farklı PLA çeşitleri, PBS ve PA'ya ait plastikleşme performansları

Enjeksiyon Davranışı


Gerçek işleme ortamında malzemelerin akışkanlıkları kalıba özgün enjeksiyon basıncı ile karakterize edilebilir. Bu da enjeksiyon fazı sırasında belirlenen basınç eğrisindeki maksimum değişikliklerdeki sapmalardan tespit edilebilir. 2 Nolu grafikte gösterildiği gibi, Hisun PLLA yüksek akışkanlığa sahip ve bu değer polikarbonat seviyelerinde. PLA Ingeo 6202D'nin ölçülen akışkanlığı göreceli olarak daha düşük fakat halen yüksek seviyede. Bundan dlayı 200C'nin üstündeki sıcaklıklarda bu malzemelerin işlenmesi oldukça kolaydır. Fakat akışkanlıkları çok daha düşük olan PLA 3251D, Bio-PA Vestamid Terra HS16 ve PBS Bionelle 1020MD gibi polimer çeşitlerinde enjeksiyon basıncının da az olması gerekir. Beklenildiği gibi, bütün bu malzemelerin akışkanlığı erime sıcaklığı yükseldikçe azalmıştır. Geniş çevrelerce bazı biyoplastiklerin düşük termo-mekanik kararlılık aralığına sahip olduğu varsayılmıştır. Fakat bütün biyobazlı malzemeler bütün sıcaklık aralıklarında normal bir enjeksiyon davranışı göstermiştir. Bu sebepten hepsinin işleme güvenilirliği açısından petrol bazlı malzemelerle benzer olduğu söylenebilir.

Malzemelere ait erime sıcaklığı ve enjeksiyon basıncı eğrileri

Kalıptan ayrılma ve Çekme Payları


Enjeksiyonla kalıplanan parçalar kalıpta soğuduktan sonra, kaviteden ejektör bir sistem ile ayrılması gerekir. Bu da hesaplanabilir özel bir kuvvet gerektirmektedir. Bunun hesaplanmasında normal kuvvet (malzemenin kalıp yüzeyine, malzemenin soğuması sırasında çekmesinden dolayı tutunması) çarpı statik ve kayma sürtünmesi (malzemenin kalıba yapışmasını engellemek için gereken kuvvet ve kalıp yüzeyinden serbest bir şekilde kaymasını sağlayacak olan kuvvet) şeklinde hesaplanabilir. Sürtünme katsayısı eğer 1'den fazla ise, yüksek bir kuvvet gerekecektir ve bu da işleme sırasında deformasyonlar ve ya kırılmalar gibi bazı hasarlara sebep olacaktır. Figür 3'te gösterildiği gibi, PLA türleri olan Ingeo 3251D ve 6202D ve Hisun PLLA için bu değerler yüksektir fakat kritik seviyede değildir. Fakat diğer polimerler için çok daha yüksek ejeksiyon kuvvetleri gerekmektedir bu da bu işlemi kolaylaştıracak bazı ajanların kullanılmasının  önerilmesine sebep olmaktadır. Aynı zamanda çekme paylarında da oldukça büyük farklar bulunmaktadır. PLA türleri sadece 0.3% çekme payına sahipken, PBS 0.7%, Bio-PA ise 1.6%'lik çekme payına sahiptir. Bu değerlerin doğal olarak değerlendirilmesi gerekir çünkü petrol bazlı plastikler de benzer değerlere sahiptir. Fakat eğer biyobazlı malzeme için petrolbazlı malzemede kullanılan kalıbın tamamen aynısı kullanılıyorsa bir problem teşkil edebilir. Kalıpların malzemelerin çekme paylarına uygun olarak tasarlandığı göz önünde bulundurulursa, çekme payları biyoplastiklerin petrolbazlı malzemenin yerine geçip geçemeyeceğinin belirlenmesi konusunda önceden belirlenmesi gereken bir faktör olduğunu bilmek gerekir.

Malzemelere ait kalıptan ayrılma basınçları ve çekme katsayıları

Sonuçlar


Temel olarak çoğu biyoplastik proses karalılığı göstermektedir. Biyoplastiklerin işlenebilme kabiliyetleri son yıllarda önemli ölçüde artmıştır. Eğer gerekli teknik veriler elde bulunuyorsa, petrol bazlı termoplastiklerin yerine biyoplastiklerin kullanılması için bir engel kalmamaktadir. Hali hazırda, teknik verilerin az olmasından dolayı, eldeki makinelerde biyoplastiklerin işlenmesi zor olmaktadır.

Türkiye'de üreticiler PLA ve PLA bazlı enjeksiyon kalıplamaya uygun hammadde çeşitlerini aşağıdaki adresten tedarik edebilirler.

Polilaktik asit hammaddesi tedariği: http://www.biyoplastik.com.tr/polilaktik-asit-pla.html
PLA bazlı kampaund ürünlerin tedariği: http://www.biyoplastik.com.tr/fkur-bioflex.html

Teşekkür


Yazarlar Federal Beslenme ve Tarım Bakanlığı (BMEL) kurumuna projeyi finansal açıdan desteklediği için teşekkür ederler.

Kaynak: http://ilbb.wp.hs-hannover.de/verarbeitungsprojekt/
Yazarlar:
Marco Neudecker
Hans-Josef Endres
Institute for Bioplastics and Biocomposites (IbFF)

University of Applied Sciences and Arts, Hannover Germany

23 Haziran 2015 Salı

Lovechock- Natureflex ambalajlı sevgi dolu çikolata


Lovechock'ın yaratıcısı Laura de Nooijer
12 Mayıs'ta Amsterdam şehrinde düzenlenen bio!PAC fuarında yapmış olduğu sunumla, Laura de Nooiker birçok katılımcıyı etkiledi. Bu sebeple hikayesini siz okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Lovechock aşktan doğan bir ürün. Kalpleri açan ve ruhu ortaya çıkaran çikolataya karşı olan mükemmel aşk. Maya uygarlığının da bildiği gibi, çikolata oldukça kutsal bir şeydir ve Lovechock'da insanları bu özüne götürmeye çalışıyor.

Lovechock markası 2008 yılında Hollanda'nın Amsterdam kentinde Laura de Nooijer tarafından başlatıldı. O zamanlarda ilk kutsal tıbbi içeceğini bir ritüelde içmişti ve doğanın bilgeliğinden oldukça etkilenmişti. Daha sonrasında öğrenmekte olduğu Psikoloji dalının doğanın sunduğu bu sihirli bitkilerle karşılaştırıldığında oldukça sıkıcı olduğunu düşündü. Çalışmalarını bırakıp, Brezilya'da kutsal tıp bitkileri üzerine şamanik bir yolda ilerlemeye başladı. Amerikalı çiğ gıda uzmanı olan Daviod Wolfe ile tanıştı ve sağlıklı ve parlak aurasından etkilendi. Kendisinden çiğ kakao çekirdeklerini öğrendi. Aslında insanlar çiğ kakao çekirdeklerini içerdiği antioksidanlar ve sevgi kimyasalları gibi sizi mutlu ve sevgi dolu yapan şeylerden dolayı yiyebilir. Çikolata içinde bulunan antioksidanlar damarları genişletirken, kardiyovasküler fonksiyonu da geliştirmektedir. Bazı arkadaşlar ile birlikte Laura daha sonra Cikolata kulübünü başlattı, bu kulüpte çiğ çikolata içeceklerinin servis edildiği aylık dans partileri organize ediyorlardı. Bunun yanında muz, hindistan cevizi yağı ve diğer süper gıdaları içeren içecekler servis ediliyordu. Bu partiler oldukça heyecanlı, kahkaha dolu ve mutluluk saçıyordu. Yine de Laura gerçek ve çıtır bir çikolatayı ısırma hissini özlemişti ve Amerika'dan çiğ çikolata barları sipariş vermeye başladı. Sipariş ettiği barlar pahalıydı bu sebeple kendisi yapmaya karar verdi. Çikolatasının birçok kişiyi mutlu ettiğini gördü ve bu sayede bir iş planını harekete geçirmeye karar verdi. Eylül 2009'da ilk Lovechock barını üretti. Her gün mutfaktaydı ve üretebildiği maksimum sayı günde 1000 taneydi. 1.5 sene sonra, bu küçük mutfağın kapasitesi kendisine çok dar gelmeye başladı ve girişimini sosyal çalışma ortamına taşıdı, bu andan itibaren çikolataları da burada üretilmeye başlandı.

İş planının büyümesi zorlu bir yoldu çünkü çikolata yapımı gerçek bir sanattı ve kakaoda komodite gıda hammaddeler arasında çalışılması en karmaşık olanlardan biriydi. İş planına giderek daha fazla insan dahil oldu ve satışları yükseldi. Her sene cirosu ikiye katlandı ve Lovechock kısa sürede Almanya, Avusturya ve İsviçre'ye yayıldı.

Çikolata %100 yenilenebilir kaynaklı kompostlanabilir filmde paketleniyor

Lovechock'ın başarısının ardında ne var?


Lovechock'ın başarısının önemli bir kısmı yüksek kalite Arriba Nacional kakaosundan geliyor, aynı zamanda yüksek kalite hindistan cevizi şekeri ve diğer süpergıdalar. Lovechock çikolatalarının içi her zaman tam parça meyve ve yemişlerle dolu ve bu sayede ağızda özel bir hissiyat yaratıyor.

Hollanda'da bulunan ilk çiğ çikolata firması olması sayesinde Lovechock birçok konuda ilk hareket eden avantajını da kullanabildi.

Kaliteli bir çikolata olmasının yanında, ambalajı da ürüne önemli bir değer kattı. Prouddesign firması ile yakın olarak çalışarak, çikolataya bir kimlik ve ambalaj kazandırıldı. Aynı zamanda piyasada bulunan lüks markalardan ayrışması sağlandı. Konsept: ''Dışarıdan çiğ ama içeriden şaşkınlık yaratan'' şeklinde seçildi. Bu da dış kısmında dürüst, ekolojik ve doğal bir görünüm, ve iç kısmında da mutluluk ve sevinç dünyası yaratan bir konsept anlamına gelmekteydi. Bu aynı zamanda çiğ çikolatanın verdiği deneyimi de anlatıyordu. Daha az işlenmiş çikolata ve bu sebeple daha katı, çıtır ve çiğneme gerektiriyor ama yediğin zaman da sahip olduğu zengin tatlar triptofan, dopamin ve PEA gibi sevgi kimyasallarını vücütta ortaya çıkarıyor.

Tasarımın arkasındaki hikaye nedir?


Kağıt ambalajın iç görünümü
Lovechock ilk üretildiğinde aluminyum folyoya sarılı halde ve karton içinde paketlenmişti ve lastik gibi bir bant şeklinde plastikle bir arada tutuluyordu ve elle sarılıyordu. Daha sonra aluminyumun çevreye zararları ve dahası çikolataya migrasyonu daha açık bir şekilde anlaşıldı.

Ek olarak aluminyum biraz lüks ama çirkin bir görüntü veriyordu. Bu sebeple Lovechock biyoplastik seçeneğini inceledi ve Innovia Films firmasını ve evde kompostlanabilen folyo ambalajı olan Natureflex'i buldu. Ürün ökaliptus ağaçlarından sürdürülebilir bir şekilde üretiliyordu. Başta malzemenin geçirgenliği sebebiyle çikolatanın raf ömrünün azalacağından korktular. Fakat hali hazırda aynı malzemeyi başarıyla kullanan başka bir çikolata markası da vardı. Aynı zamanda kullanılan plastik lastik bantlar da açılıp kapanabilir bir mekanizma ile değiştirildi.

Sonuç iyi bir seçim yapıldığını gösterdi. Çikolata transparan ambalajında oldukça lezzetli gözüküyordu ve Lovechock sosyal medyada bu ekolojik makyajını oldukça iyi bir şekilde kullandı. 


Bir başka iyi haber ise Innovia firması üretim verimliliğini optimize ederek halen folyolarının karbon ayakizini düşürmek konusunda çalışmaya devam ediyorlar. Laura ise fosil kaynakları yerine sürdürülebilir ökaliptus ağaçlarını kullandığı için oldukça mutlu.

Folyonun yanı sıra Lovechok ambalajı kullanılan bütün kartonun PEFC sertifikalı olmasını sağlayacak şekilde tasarladı. Üstündeki yazılarda organik mürekkep kullanıldı. Aynı zamanda etiketler de tamamen biyobozunur özellikte ve kullanılan mürekkebin içindeki pigmentler dahi fosil kaynak bazlı değil.


Sürdürülebilirlik yolunda Lovechock halen emin adımlarla gidiyor fakat geliştirilecek şeyler halen mevcut. Toplam bir hesap yapıldığında ürün hala doğada bir karbon ayakizi bırakıyor ve bunu da zamanla ortadan kaldırmak istiyorlar. Laura son olarak ürünlerinde birçok farklı açıdan bakılabilecek yön olduğunu belirtirken, ama kendilerinin üzerinde durduğu en önemli noktanın ''Sevgi'' olduğunu vurguluyor.

18 Haziran 2015 Perşembe

Coca Cola Milan Fuarında %100 Biyobazlı Bitkişişeyi Tanıtacak

Coca-Cola firması birçok markasında ağırlık olarak %30 oranında yenilenebilir kaynak içerek PET malzemesini BitkiŞişe markasında kullanıyor. Bu %30'luk içerik olan mono etilen glikol (MEG) doğal bitki kaynaklarından üretilebilinirken, %70'lik saflaştırılmış tereftalik asit (PTA) ise biyolojik kaynaklı değil. Coca-Cola ürünlerinden Brezilya'nın şeker kamışından elde edilen MEG'i kullanarak BitkiŞişe 1.0 versiyonunu üretiyor. Firma aynı zamanda ikinci nesil besleme kaynaklarını kullanarak bio-MEG üretim fırsatlarını da araştırıyor. Firmanın Avrupa İş Grubu'nda Çevresel Sürdürülebilirlik planından sorumlu olan Klaus Stadler, bu ürünün ise BitkiŞişe 1.1 versiyonu olacağını belirtiyor. Bu versiyon 8.Uluslararası Bio-bazlı malzemeler Konferansında, Nisan ortasında Almanya'nın Köln şehrinde açıklandı.

Biyolojik kaynaklı PTA geliştirmek adına, Coca-Cola firması Gevo ve Virent firmalarıyla endüstriyel olarak uzun süreli bir işbirliğine girdi. Stadler'ın açıklamasına göre ürün ilk gösterim için hazır. Expo Milan 2015 furarında %100 biyolojik kaynaklardan üretilen BitkiŞişe 2.0 versiyonu tanıtılacak. Coca-Cola aynı zamanda fuarın meşrubat sponsoru olacak. Fakat Stadler'a göre bio-PTA'nın ticari miktarlarda üretilebilmesi için beş ila sekiz senelik bir süreç daha gerekiyor.


Kaynak: www.thecoca-colacompany.com

16 Haziran 2015 Salı

Kompostlanabilirlik Sertifikasının 20. Yılı

1990'lı yılların başında ev eşyalarını önemli ölçüde etkileyen bir düzenleme yayınlanmıştı ve bu sayede de vatandaşlar atıklarını ayırmaya başladılar. Atıkların seçici olarak toplanması ve geri dönüştürülmesine ilişkin olan Avrupa Yönetmeliği 94/62/EC, Avrupa'da yayınlanan ve organik geri dönüşümü yani kompostlamayı ele alan ilk yayındı.

O zamanlarda EN13432 standardının sadece anahatları belirlenmişti, ve belediye otoriteleri de yeşil atıkları toplamak için kompostlanabilir poşetlerin kullanımını gözden geçirmeye başlamışlardı.

Bu atmosferde birçok poşet üreticisinin farklı ve çok sayıda iddiaları altında, Vincotte bağımsız kurumu OK compost uyum işaretini geliştirdi. 

İlk iki sertifika 5 Mayıs 1995 yılında yani bundan tam 20 yıl önce imzalandı.

20 yıl sonra, günümüzde ise Vincotte kurumu biyoplastiklerin sertifikalandırmasında dünya liderliğine sahip. Dünya çapında 380 sertifika sahibi ve 1200 adet dolaşımda bulunan sertifika ile her geçen gün sertifika çeşitlerini arttırıyor. 2000 yılından itibaren OK biodegradable SOIL (toprakta biyobozunurluk), 2005'ten itibaren suda biyobozunurluk, 2009'dan itibaren OK biobased (biyoesaslılık sertifikası) ve son olarak da 2015'ten itibaren OK biodegradable MARINE (denizde biyobozunurluk) sertifikaları ile hizmet veriyor.

Ek olarak Vincotte kurumu 2012 yılından itibaren Avrupa Bioplastik (European Bioplastics) kurumunun Seedling işareti için de sertifikalandırma işlemlerini yürütüyor.

Vincotte 20.yılın şerefine, 1990'lı yıllardaki veteranlardan yenilere, bütün sertifika sahiplerine, konularında öncü oldukları için mutlu yıldönümleri diliyor.


Vincotte'den sertifika sahiplerinin ürünlerde kullandığı işaretler

4 Haziran 2015 Perşembe

Biyobazlı Poliüretan için Kilometre taşı

21-23 Nisan arasında Almanya'nın Nuremberg kentinde düzenlenen ve konusunun dünya çapında en büyük fuarı olan Avrupa Kaplama Fuarında (European Coatings Show) Bayer MaterialScience şirketi poliüretan endüstrisi için yeni bir kilometre taşını sundu. Bu sayede kaplama ve tutkal endüstrileri için çevreyle uyumlu ve müşteri ihtiyaçlarını karşılayan poliüretan hammaddeleri konusundaki küresel liderliğini de kanıtlamış oldu.

PDI: biyükütleden elde edilen yeni bir izosiyanat


Poliüretan endüstrisinde pazarda bulunan ve halihazırda geliştirilmekte olan birkaç poliol bulunuyor fakat biyobazlı poliüretan geliştirilmesi konusunda sınırlayıcı faktör biyobazlı sertleştirici geliştirilmesindeki zorluk olmuştur.

Müşterilerin yenilenebilir hammaddelerden üretilen ürünler konusundaki talepleri giderek artıyor. Çevresel uyumluluk artık bir pazar gerekliliği haline geldi. Avrupa Kaplama Fuarı'nda da Bayer MaterialScience firması bu alan için bir kilometre taşını görücüye çıkarıyor: DESMODUR eco N, çözücüsüz alifatik poliizosiyanat ve pazardaki önemli miktarda yenilenebilir hammadde içeren ilk poliüretan çapraz bağlayıcısı. Bu çapraz bağlayıcı, Pentametilen diizosiyanat (PDI) adlı yeni bir izosiyanat bazlı üretilmiş. PDI'nın karbon içeriğinin %70'inin herhangi bir gıda rekabeti oluşturmadan biyokütleden geldiği belirtiliyor. Şu anda biyokütle kaynağı olan nişasta  yenilebilir bitki kaynaklarından elde edilmiyor. Bunun yerine insanların tükettiği tatlı mısır dışında bir tür olan yemlik mısır kullanılıyor. Yemlik mısır hayvan yemi olarak kullanılmasının yanında, endüstride kağıt temizleyici ve deterjan gibi alanlarda da kullanılıyor. Bayer'in tedarikçileri hali hazırda birinci nesil besleme stoklarından ikinci nesle (selülozik ve biyoatık) değişim konusunda çalışmalarına devam ediyorlar. Bu tip kaynakların kullanılması büyük tesisler için biyoetanolde kullanılmaya başlandı fakat PDI için daha karmaşık bir proses olduğundan dolayı, ticari boyutlara ulaşması için birkaç sene daha gerekiyor.

Bayer'in PDI ürünü heksametilen diizosiyanat kullanılan bütün alanlarda potansiyel olarak kullanılabilir.


Bayer MaterialScience her zaman yeni keşfedilen biyobazlı yapı taşlarını değerlendirmiştir. Bayer'de Küresel Yeni Teknolojiler bölümü sorumlusu Dr.Gesa Behnken, PDI'nin ilk defa sentezlenmesinin poliüretanın mucidi olan Dr.Otto Bayer'e kadar dayandığını belirtiyor. Geçtiğimiz on yılda ise poliüretan çapraz bağlayıcıları sentezlenmesi açısından farklı biyobazlı hammaddeler değerlendirilerek PDI teknik ve çevresel olarak en iyi seçenek olarak tespit edildi.

Ürün portföyüne eklenmesiyle beraber, Bayer MaterialScience firması müşterilerine ilk defa çevre dostu bir sertleştirici bileşeni sunabilecek, bu da firmanın farklılaşması için oldukça önemli bir faktör olacaktır. Kapsamlı bir teknoloji platformu kurularak PDI-bazlı hammaddelerin kaplama, tutkal ve diğer uygulamalarda nasıl kullanılabileceği konusunda araştırmalar da devam ediyor.


Bayer firması Nisan 2015'ten itibaren PDI-bazlı ürünleri piyasaya sunuyor. Ticari ölçekte üretimin 2016 yılından itibaren yıllık 20bin ton kapasiteyle gerçekleştirilmesi planlanıyor. Bu ürünler hali hazırda kullanılan tesislerde enerji verimli gaz fazı teknolojisiyle üretilecek.