28 Kasım 2016 Pazartesi

Yeni Biyobazlı PP ve TPE Kampaundlar

Biyobazlı TPE ve PP kampaundları pazarın ihtiyaçlarını karşılıyor


Yeni geliştirilen biyobazlı TPE ve PP kampaundlarının ürün özellikleri  petrokimyada kendisine karşılık gelen ürünü bütünüyle ve ya kısmen karşılıyor. Bu sayede hali hazırda devam eden pazarlarda bu ürünlerin yerine geçip yeni bakış açıları ortaya çıkarabiliyorlar. Terraprene ürün grubu ile birlikte FKuR firması yüksek oranda biyo kaynaklı hammaddelerden oluşan yeni TPE-S ürünleri geliştirdi ve biyomalzeme pazarının daha da olgunlaşmasına katkı sağladı. Ek olarak, yakın zamanda duyurulan Terralene PP kampaundları da kısmi olarak biyobazlı olmaları ile göze çarpıyor ve enjeksiyon kalıplama ve ekstrüzyona uygun çeşitleri bulunuyor.

Son yıllarda pazardaki biyobozunur ve biyobazlı plastik ürünlerin çeşitleri önemli ölçüde artıyor. Artık birçok pazar segmentinde bu ürünler kendilerine yer buluyor ve tüketici algısı da olumlu yönde gelişiyor. Bu sayede talepler de artıyor. Bazı Avrupa ülkeleri biyoplastik çözümlerine o kadar önem veriyorlar ki kanunlarla bu ürünlerin kullanılmasını destekliyorlar. Büyük marka sahipleri sürdürülebilir ürünler için stratejiler geliştirerek, sürdürülebilirliği odak noktalarına alıyorlar.

Temel olarak, biyobozunur plastiklerin yenilenebilir kaynaklardan üretilmesi gerekmiyor. Bunun aksine biyobazlı plastikler, karbon zincirleri yenilenebilir kaynaklardan geliyor, genellikle biyobozunur özellikte olmuyorlar. Çoğunlukla biyobazlı plastikler fosil malzemelerdeki karşılıkları ile aynı ya da benzer malzeme özelliklerini sunuyorlar. Ek olarak, biyobazlı plastikler çoğunlukla biyobozunur plastiklerin sadece koşullu olarak sunabildikleri yüksek nem bariyeri gibi özelliklere sahip olabiliyorlar.

Saf biyobazlı plastikler, örneğin Yeşil PE (şeker kamışından elde edilen polietilen) artık bazı pazar segmentlerinde iyice yerleşerek petrokimya plastiklerini neredeyse yerinden etmiş durumda. Öte yandan bazı biyobozunur ürünler de emtia olma yönünde ilerliyorlar. Örneğin atık torbalarında bu durumdan dolayı fiyat baskısı kalite ve bazı özellikleri geri plana itiliyor. Bu gelişmeler bu tip ürünlerin geliştirilmesi için gereken yüksek eforların karşısında engel olarak çıkıyor. 

Çok yönlü emtia plastiği olan polipropilen (PP) ve termoplastik elastomerlerin büyük bir grubu olan TPE’ler ise biyobazlı çeşitlerin henüz neredeyse hiç olmadığı ya da çok sınırlı olduğu gruplar olarak ön plana çıkıyor. 

Tamamen ve ya Kısmen Biyobazlı TPE


TPE ürün grubu SBS/SEBS bazlı tipler (TPE-S), çapraz bağlanmış ürünler (TPE-V) ve termoplastik poliüretanlardan (TPU) oluşuyor. Her ürün grubunun kendine has özellikleri ve avantajları bulunuyor. TPE-S ürünleri enerji dengesi sağlarken, düşük ağırlıklı bileşenlerin enjeksiyon kalıplama ve ekstrüzyon ile düşük döngü zamanlarında üretilmesine olanak sağlıyorlar. Her iki durumda da, iki bileşenli teknolojiler için, örneğin PP ve ya PA ile birlikte işlendiği zaman, uyum sağlayabiliyor. Polimer fazlarının dinamik çapraz bağlanması sayesinde de TPE-V yüksek kimyasal direnç ve düşük sıkıştırma setlerine olanak sağlıyor.

Terraprene ürün grubu FKuR firmasının yeni biyobazlı TPE-S ürün grubu olarak ön plana çıkıyor ve ürünlerde yenilenebilir içerik %40-90 arasında değişkenlik değişiyor. Terraprene kullanıcıları uygulamalarına göre malzeme sertliğini Shore A20 ile Shore D40 arasında oranlamalar ile ayarlayabiliyorlar. Petrol bazlı TPE’ler ile karşılaştırıldığında Terraprene ürünlerinde performans ve direnç özellikleri korunuyor. Halen devam etmekte olan geliştirme çalışmalarında Shore A sertlik derecesindeki ürünlerdeki yenilenebilir hammadde oranının arttırılması hedefleniyor.

Resim 1- Terraprene ürünlerinde biyobazlı içerik arttıkça sertlik de artmaktadır.


Baton Terraprene çeşitleri ayrı olarak renklendirilebiliyor. Yoğunluk da müşterinin isteğine göre ayarlanabiliyor. Bazı farklı ve özel tasarım özelliklerine sahip ürünlerin üretimi için ahşap elyaf ve diğer doğal elyaflarla dolgu yapmak da mümkün. Yumuşak dokunuşa sahip ahşap yüzeyler de bu sayede mümkün olabiliyor ve doğal görünüme sahip yumuşak yüzeyler de ortaya çıkabiliyor.

Resim 2 - Ahşap ve diğer doğal elyaflar Terraprene ürünlerine eklenerek doğal bir yüzey görüntüsü sağlanaiblmektedir.


Kısmen Biyobazlı PP Kampaundları


PP dünya çapında en çok kullanılan plastiklerden biridir ve neredeyse küresel çapta kullanılmaktadır. Eşit olarak enjeksiyon kalıplama, termoformlama ve ekstrüzyon gibi işleme metodlarına uygun olmasının yanında geri dönüştürülebilmektedir. PP homopolimerleri daha sert ve transparan iken PP kopolimerleri ise etilen içermeleri sayesinde düşük sıcaklıklarda iyi özelliklere sahiptir. PP random kopolimerleri ise mukavemeti yüksek transparanlıkla birleştirmektedir.


Biyobazlı PP türleri aynı zamanda yukarıda belirtilen özellikleri de taşıyabilirlerse pazarda önemli fırsatlara sahiptir. FKuR firması enjeksiyon kalıplama ve ekstrüzyon için bu tip modifiye PP kampaundları geliştirmeye devam etmektedir. Bu ürünlerin hem performans hem de işlenme özellikleri açısından fosil bazlı PP türleri ile benzer olması sağlanmaktadır. Bu sayede plastik işleyiciler sahip oldukları ekipmanları kullanmaya devam edebilirler. Pazara sunulan ilk ürünlerden biri de kısmen biyobazlı olan Terralene PP 2509 kodlu üründür. 50g/10min (230/2,16’da ölçülmüştür) olan akışkanlık (MFI) değeri ile, karmaşık ve ince cidara sahip parçaların üretimi için de uygundur. Ek olarak bu ürün konvansiyonel PP ile karşılaştırıldığında oldukça iyi bir darbe dayanımına sahiptir.

Kısmen biyobazlı PP kampaundu olan Terralene PP V260 ise halen geliştirilme sürecindedir. Bu ürün ekstrüzyon uygulamaları için geliştirilmektedir. Düşük akışkanlık değerini (7g/10min) PP’nin performans özellikleri ile kombine etmektedir. Resim 3 ve 4’te yeni Terralene PP kampaund ürünlerinin özellikleri konvansiyonel PP türleri ile karşılaştırılmaktadır.

Resim 3- Terralene PP ürünlerinin konvansiyonel PP ile karşılaştırılması (Vicat A ve gerilme uzaması)

Bu karşılaştırmalardan da görülebileceği gibi, her iki türdeki modifikasyonların da sertliğe çok etkisi bulunmamaktadır. Eğilmezlik konusunda ise, Terralene PP 2509, saf PP malzemelerine göre daha düşük değerlere ulaşabilmiştir. Aynı zamanda bu ürün yüksek darbe dayanımı ile de öne çıkmaktadır. Akışkanlık özelliklerinin karşılaştırılması sonucu da ürünün enjeksiyon kalıplama için ne kadar uygun olduğu öne çıkmaktadır. Geliştirilmesi halen devam eden Terralene PP V260 için ise, MFI saf ekstrüzyon tiplerine göre halen biraz yüksek kalmaktadır. Tipik PP rijitliğine ulaşılmış olsa da, MFI’nın düşürülmesi yönünde çalışmalar halen devam etmektedir.

Resim 3- Terralene PP ürünlerinin konvansiyonel PP ile karşılaştırılması (Vicat A ve gerilme uzaması)


Hedef biyobazlı içeriği yükseltmek 


FKuR firması artık biyobazlı Terraprene TPE-S ürünlerinin geliştirilmesi konusunda oldukça ileri seviyede olduğundan dolayı, bu ürünlerde müşteriye özel gereksinimlerin karşılanması yönünde çalışmalar devam edecektir. Terralene PP ürünleri ise %30-35’lik biyobazlı içerikleri ile hali hazırda konvansiyonel PP türleri yerine, mekanik özelliklerden ödün vermeden kullanılabilmektedir. Buradaki öncelik ise PP’nin tipik özelliklerinin korunarak, geliştirilen malzemelerdeki biyobazlı içerik miktarını arttırabilmek yönündedir. Entegre biyobazlı plastik ürünler geliştirmek için, kısmen biyobazlı TPE ve PP kampaundlarının ko-ekstrüzyon ve ya 2K enjeksiyon kalıplama yöntemleri ile kombine bir şekilde işlenebilir hale getirilebilmesini sağlamak ana odak noktası olacaktır.

Türkiye'de FKuR firmasının ürünleri konusunda bilgi almak istiyorsanız, FKuR firmasının Türkiye temsilcisi olan Kumru Kimya firmasının biyoplastik ürünleri ile ilgili sitesi olan www.biyoplastik.com.tr sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Kaynak:



14 Kasım 2016 Pazartesi

Biyobazlı Polyester Elyaflar - Tekstil Uygulamaları için PLA

Sentetik elyaf pazarında 96 milyon ton ile dünya elyaf pazarının %62’sini petrol bazlı polimerlerden elde edilenler oluşturuyor. Bu rakamı %25 ile pamuk ve %6 ile selüloz bazlı elyaflar takip ediyor (1). 2013 itibariyle ise sadece PET polyesterlerden üretilen elyafların miktarı 41 milyon tona ulaşmıştır (2).

Elyaf üretimi için gerekli malzemelere olan talep istikrarlı bir şekilde artmaktadır. Bunun sebepleri arasında artan nüfüs ve insan yaşam kalitesi bulunuyor ve bu da şirketlerin kapasitelerini arttırıp daha verimli hale getirmelerine sebep oluyor. Bu bağlamda, biyobazlı ya da kısmı olarak biyobazlı kaynakların kullanılması da başta iklim değişimi ve sürdürülebilir gibi küresel zorlukların farkındalığı doğrultusunda ciddi olarak değerlendiriliyor (3,4).

Biyobazlı polimerlerden olan polilaktik asit (PLA), laktik asit ve ya dilaktidden üretilen yarı kristal yapıdaki bir polyesterdir. Muhtemelen PLA pazar miktarı açısından en yaygın biyobazlı plastik malzemelerdendir ve dünyada yıllık 200kt’den fazla üretilmekte ve fiyatı da 2-3 Euro/kg seviyelerinde değİşmektedir. Termoplastik özelliği sayesinde büyük ve mühendisliği iyi yapılmış endüstriyel tesislerde oldukça verimli bir şekilde eriyikten çekilebilmektedir (6). 8000 m/dakika’ya kadar yüksek işleme hızlarında işlenir ve PAN Viskos ve Kevlar elyafları gibi çözeltiyle eğirme yöntemiyle işlenenlere göre ekonomik açıdan avantajlıdır.  Fakat eriyikten çekilebilme için polimerin eriyik haliinin yüksek gereksinimlere sahip olması bu sayede de yüksek çekim ve soğutma hızlarında yüksek düzenlilik ve işleme kararlılığına sahip olması gerekmektedir. Çekilen filamentlerin sarım ünitesi ile polimerin çıktığı enjektör arasında 1000 kata kadar çekme kuvvetine dirençli olması gerekmektedir (3).

Ingeo ve Purapol ürün hatlarıyla en önemli PLA üreticileri arasında NatureWorks ve Corbion şirketleri bulunmaktadır. Şirketler enjeksiyon kalıplama ve film üretiminin yanında tekstil ürünleri, halılar ve dokuma olmayan ürünler için de ürünler tedarik etmektedirler.

PLA’dan üretilen elyafların özellikleri birçok tekstil uygulaması için uygundur. Gerilim-gerinim eğrisi yün elyaflara oldukça yakındır (9). PLA elyaflar yumuşak bir his sunmasının yanında %5’lik elastik gerilim sonrasında %93 kadar geri kazanım sağlarlar (10). Ek olarak yüksek UV direnci ve göreceli olarak daha yüksek olan %26’lık Limiting Oxygen Index (LOI) (PET için %22) ve yanma sırasında PET’e göre daha az duman emisyonu gibi farklı avantajları da bulunmaktadır. Düşük nem alımıyle birlikte nem kontrolü de sağlanabilmektedir ve bu durum da oldukça fayda sağlar. PET için %0.2-0.4’lük nem çekme geçerliyken PLA’nın %0.4-0.6 arası, yünün ise %14-18’e kadar nem çekme kapasitesi vardır. Aynı zamanda nem dağılımı ve böylece kuruma için düşük zaman yeterlidir ve bu da sadece spor kıyafetleri için değil bütün tekstil ürünlerinde önemlidir. Şimdiye kadar PLA monofilament ürünler 3D yazıcılarda standard malzeme olarak kullanıldılar. Bunun sebepleri arasında düşük çekme katsayısına ve istenen katılaşma özelliklerine sahip olması bulunuyordu. PLA malzemesinin biyobozunurluğu sayesinde ise dikiş malzemeleri, alçılar, ilaç kontrol polimerleri ve doku mühendisliği gibi biyomedikal alanlarda malzeme umut vaadetmektedir.

Potsdam Almanya merkezli Fraunhofer Enstitüsü Uygulamalı Polimer Araştırmaları birimi olan IAP ise PLA’nın eriyikten çekilmesi sırasındaki işleme davranışlarını incelemek üzerine Alman Tarım Bakalığı tarafından desteklenen bir proje yürütmektedir.

Biyokomponent eriyikten çekme için endüstriyel pilot bir sistem kullanarak (Resim 1), Fraunhofer IAP teknik uygulamalar için yüksek güce sahip PLA multifilamentleri üretti. Besleme hızı, sıcaklık ve gerilme profili gibi işleme parametrelerini kontrol ederek, filament inceliği 1 dtex’e kadar farklı boyutlarda elde edildi. Sonuç olarak elde edilen fiziksel özellikler %50 kristaliniteye sahip super moleküler yapılar üzerinden elde edildi. Gerilme mukavemeti 45cN/tex, elastik modulus 600cN/tex ve kopma anındaki uzama %30 gibi değerlere ulaşıldı. 

Resim 1 - Fraunhofer IAP'nin geliştirdiği PLA'yı eriyikten çekme pilot hattı


Daha sonrasında yapılan esnetmelerle de teknik kullanım için gerekli olan özelliklere ulaşılması sağlandı. Aynı değerler bu durumda 63 cN/tex; 740 cN/tex ve %25 seviyelerine ulaşmıştır. Kristallik ise bu sefer %61 seviyesindedir. Yüksek modulus yüksek miktarda gerdirilmiş kristal yapıdan dolayı elde edilmiştir. Bu da resim 2’deki X-ray görüntüsünden anlaşılabilir. Bu sayede mekanik performansa sahip ve teknik sentetik elyafların özelliklerine yaklaşan PLA multifilamentler üretilmektedir.

Resim 2 - Gerdirilmiş PLA filamentlerin X-ray görüntüsü


Fakat PLA’nın düşük ısıl kararlılığa sahip olması teknik uygulamalardaki kullanımları kısıtlanmaktadır. Sırasıyla 165C ve 60C olan düşük erime ve camlaşma sıcaklıkları sebebiyle PLA elyaflar yüksek sıcaklıklarda kullanılamamaktadır. Gelecekte her iki PLA enantiyomerleri olan PLLA ve PDLA’nın karışımlarının kullanılması ile daha yüksek erime sıcaklığına sahip malzemelerin elde edilmesi sağlanabilir. Hali hazırda Corbion firmasının bazı PLA ürünleri bu özelliğe sahiptir. Aynı zamanda düşük sıcaklıklarda yumuşama davranışına pozitif bir etki sağlanmaktadır.

 



Biyobozunurluk özelliği ve bunun sonucundaki çevresel faydalar ile birlikte PLA elyaflar için optimist bir tahminde bulunmak mümkün olabilir. Teknik uygulamalar için ise, bazı mekanik özelliklere ulaşılabilir. Fakat termal kararlılık için bazı geliştirmelerin yapılması gereklidir.

Kaynaklar:
1) www.lenzing.com/investoren/equity-story/welt-fasermarkt.html
2) Man-made Fibre Year Book 2013
3) E.Tarkhanov, A.Lehmann, Biobasierte Synthesefasern für textile und technische Anwendungen
4) A.Lehmann, E.Tarkhanov, J.Ganster, Biobasierte Chemiefasern- Viskosefasern und mehr
5) A.Auras, L-T.Lim, S.Selke, H.Tsuji, Polylactic Acid- Synthesis, Structures, Properties, Processing and Applications, 2010
6) V.B.Gupta, V.K. Kochari, Manufacturers Fibre Technology, 1997
7) www.corbion.com
8)www.natureworksllc.com
9) R.S. Blackburn, Biodegradable and Sustainable Fibres, 2005
10) A.Mohanty, M.Misra, L.Drzal, Natural Fibres, Biopolymers and Biocomposites, 2005
11) K.M. Nampoothiri, N.R.Nair, R.P. John, An overview of recent developments in polylactide research, Bioresource Technology, 2010
12) biopolymernetzwerk.fnr.de/verarbeitung/kompetenznetzwerk-knvb
13) E.Tarkhanov, A.Lehmann, Fraunhofer IAP, Annual Report 2014
14)E.Tarkhanov, A.Lehmann, Fraunhofer IAP, Annual Report 2015

15) H.Tsuji, Polylactide Stereocomplexes, Formation, Structure, Properties, Degradation and Applications, Mocrom, Biosci, 5, 2005, s.569-597

7 Kasım 2016 Pazartesi

Biyobazlı Tekstil Dünyası


Taş devirlerinden bu yana, tekstil dünyası biyobazlı olmuştur. İnsanlar tarafından doğal elyaflar 7500 yılı aşkın bir süredir (tüyler, yün, ipek, pamuk, keten gibi..) ipliklere dönüştürülmüş, iplere eğrilmiş ve tekstil ürünlerine örülmüştür. 19. yüzyılın sonundan itibaren insanlar tarafından üretilen elyafların tarihi başladı ve bu elyaflar da başlangıçta biyobazlı (selüloz) özellikteydi (1). Günümüzde ise selüloz bazlı elyaflar dünya çapında %9’luk bir paya sahipken, Almanya’da ise insanlar tarafından üretilen elyafların artan bir trend ile %28’ini oluşturmaktadır (2). 

20. yüzyıl insanlar tarafından üretilen elyafların çağı olarak bir profil sergiliyor. 1935 yılında Carothers PA 6.6 elyafları keşfetti (1). Sadece 3 sene sonra ise Paul Schlack PA6 elyafları geliştirdi. 1945 yılı sonrasında biyobazlı PA11 polimeri kastor yağı bitkisinden elde edildi. 2009 yılında ise ürünü geliştiren Arkema monofilament ve elyaf üretimine uygun polimer tipini piyasaya sürdü.

1990’lı yıllardan beri Polilaktik asit (PLA) tekstil uygulamalarında kullanıldılar. O tarihlerde 50Euro/kg fiyatıyla polimer geniş çaplı kullanım için çok pahalıydı. 2002 yılında, Amerika’daki Cargill şirketinin cesaretiyle senelik 140bin tonluk bir üretilm tesisi kullanılması sayesinde polimer fiyatları 2.5Euro/kg civarlarına indi ve PLA önemli bir elyaf malzemesi haline geldi. Bugün Hollanda, Japonya, Çin ve Tayland’da endüstriyel ürretim tesisleri faaliyet gösteriyor. 2011 yılında Almanya Guben’de  de yıllık 500 ton kapasiteli bir pilot tesis faaliyete geçirildi (4).

Biyo-yakıt ile ilgili tartışmaların arkaplanında, mısır nişastası bazlı PLA kullanımı gıda çiftçiliğine bir etkisi olup olmadığı açısından soru işaretleri oluşturdu. Alternatif olarak Brezilya’daki yağmur ormanları da farklı endüstriyel kullanım sebepleri için ekilmek üzere yakıldı. Denizlerdeki çiftlik üretim bölgelerinde genetiği değiştirilmiş algler farklı polimerlerin hammaddelerini üretmek üzere yetiştirildi. Hala bu alglerin kontrolsüz bir şekilde denizlere dağılabilmesi ile ilgili bir çözüm üretilebilmiş değil. Bu sorular da sürdürülebilirlik açısından bütüncül bir denge ihtiyacı oluşturuyor ve belki de karbondioksit emisyonlarının azaltılmasından daha da önem taşıyorlar.

Kastor bitkisi gıdalar için verimli olmayan çorak topraklarda büyüyor ve gıda zincirini etkilemiyor. Kastor yağından üretilen sebasik asit endüstriyel olarak PA 11 ve PA10.10 polimerlerinin üretimi için kullanılıyor aynı zamanda kısmi olarak biyobazlı olan PA4.10 ve PA6.10 gibi polimerlerin de bir parçası oluyorlar. Cathay Biotech firması Pentametilenediamin üzerinden alternatif bir yol keşfetti. Adipik asit ile sentezlenerek biyobazlı PA5.6 polimeri, PA6 ve PA6.6’ya alternatif olarak üretildi (5).

En umut vaadeden yaklaşımlar ise kullanıma hazır (drop-in) olarak adlandırılan çözümlerle fosil bazlı hammaddeleri kısmı ya da tamamen biyobazlı olan maddelerle değiştirmek şeklinde ortaya çıkıyor. Bu tip biyobazlı polimerlerden elde edilen elyaflar petrol bazlı polimerlerden elde edilenlerden ayrıştırmak da mümkün değil. %30 biyobazlı PET hammaddesini biyoetanolden elde edilen etilen glikol ile sentezlemek mümkün. Biyobazlı tereftalik asit üretimi konusunda araştırmalar da devam ediyor. 2011 yılında Toray Industries firması Amerikan Gevo firması ile yaptığı çalışmada paraksilenin biyoetanol yolizinden sentezlenebileceğini bildirdi. Bu yol üzerinden %100 biyobazlı PET üretilmesi de mümkün gözüküyor.

Braskem firması %100 biyobazlı polietilen ürününü geliştirdi. Bu ürün gamında iki çeşit elyaf üretimine uygun polimer hali hazırda bulunuyor. Malzeme üretiminde kullanılan şeker kamışının genetiği değiştirilmemiş olduğu ve kullanılan ekili alanların da yağmur ormanlarından alınmadığı ifade ediliyor.

Kısmı biyobazı politrimetilentereftalat (PTT) kullanılarak üretilen elyafların evde ve otomotiv uygulamalarındaki halılarda kullanılması eskiye dayanıyor. Bu bağlamda Invista firması mısır dekstrozundan elde edilen %70 biyobazlı elastomer yapıda elyaflar tedarik ediyor.

Polietilenfuranoat (PEF) malzemesi de PET’e alternatif olabilecek %100 biyobazlı bir hammadde olarak öne çıkıyor. Malzeme işlenmesi ve performansı açısından da PET’e yakın ve hatta daha iyi olabileceği belirtiliyor. 2,5 furandikarbonik asit (FDCA) etilen glikol ile polimerize edilerek PEF sentezleniyor. Daha düşük işleme sıcaklıklarında daha yüksek ısıyla camlaşma sıcaklığında sahip olması otomotiv uygulamaları gibi tekstil uygulamalarında avantaj sağlayabilir. FDCA bitki atıklarından elde edilen biyokütle ile üretilebiliyor. Bu da hem gıda üretimine etkisi olmadan hem de gıda üretiminde ortaya çıkan atıklardan yararlanarak önemli bir katma değer yaratılabileceği anlamına geliyor.

Hali hazırda 20.yüzyılın başlarında süt proteini olan kazeinden elyaf üretilmişti. Fakat bu ürün ucuz sentetik elyaflarla rekabet edebilecek seviyede değildi. Bugün Cyarn Textile Trade Co.Ltd. şirketi 25-35 cN/tex’e kadar güce ve mükemmel deri temas özelliklerine sahip bir elyaf tedarik edebiliyor. Proseste ortaya çıkan çinko iyonlarının da bakteriyostatik özellikler sağladığı biyolojik testlerle de kanıtlanabiliyor (7). Qmilch Deutschland GmbH firmasının kasein bazlı elyafı olan Qmilk kendisini bu çok çeşitli pazarlama öğeleri ile ortaya çıkarıyor. 

Bombyx Mori adlı ipek böceğinden üretilen ipek ise en eski ve giysi sektörü için en değerli elyaflar arasında geliyor. Çok az da olsa örümcek ipeği yara örtülerinde Hıristiyanlık öncesi zamanda kullanılmıştı. Sadece son 20 yılda örümcek ipeği konusunda biyoteknolojik önemli gelişmeler kaydedilebildi. Thomas Scheibel’in verilerinden elde edilen bilgiler ışığında, Bayreuth Almanya ve Spiber, Japonya firmalarının ortak çalışmaları örümcek ipeğinin 10 sene içerisinde pazarda yerini bulabileceği belirtiliyor. 

Bu küçük özette, çok geniş spektrumda kısmı ya da tamamen biyobazlı elyafların doğal ve selülozik insan yapımı elyafların yanında pazarda bir alternatif olarak bulunduğu görülüyor. PLA elyafların dışında kullanıma hazır (drop-in) çözümlerin bazıları da yakın zamanda uyguama alanı bulacak gibi gözüküyor. Büyük hacimler ortaya çıkmadığı takdirde de, bu tür elyaflar niş ürün olarak kalmaya devam edecektir.

Hiçbir şüphe olmaksızın biyobazlı elyaflara ihtiyacımız bulunuyor. Fosil bazlı hammaddeler sınırlı ve er ya da geç tükenecekler. Burada en önemli ve açık olan soru, hem gıda üretimine etkisi olmayacak hem de doğayı olumsuz etkilemeyecek biyobazlı kaynakların ne olabileceğini bulabilmek olacaktır. Gıda üretiminden ortaya çıkan atığı kullanmak bir çözüm olabilir ama burada da atıkların lojistiğinin nasıl sağlanacağı ve yüksek kalite standartlarına nasıl ulaşılabileceği cevap verilmesi gereken sorular olacaktır. Bütün bu bilgilere bakarak sürdürülebilir ormancılıktan elde edilen selüloz bazlı insan yapımı elyafların en gerçek yeşil yol olduğu söylenebilir.

Kaynaklar:
1) www.technikatlas.de
2) www.ivc-ev.de
3) www.arkema.com/export/…/press-kit-techtextil-vs-2009.pdf
4) biopolymernetzwerk.fnr.de/biobasierte-werkstoffe/biobasierte-polyester/pla
5)www.cathaybiotech.com/en/products/terryl
6)www.toray.com/news/rd/nr110627.html
7)www.swicofil.com/products/212milk_fiber_casein.html
8)de.qmilk.eu/produkte/die-faser